Ben başlayayım;
Tayyip Erdoğan'ın tepkisi yerindeydi.
Üslubu yanlıştı!
Yani söylediği cümleleri de tabi ki söylemeliydi, yalnız "sen" ve "siz" arasındaki farkı unutmamalıydı.
Kendisii bir başbakan olarak saygı bekledi. Yalnız Lanet İsrail'in Cumhurbaşkanı dahi olsa karşısındaki "sen" li değil, "siz" li konuşmalıydı. 'Yaşınız benden büyük, sesinizin yüksek çıkması.... " gibi.
Küçük ama önemli detaylar bunlar.
Tokalaşma şekillerinden, oturuşlara, el hareketlerinden, kıyafete, mimiklere herşey aslında orada bir mesaj veriyordu. Hayatımızın her anında olduğu gibi.. Tek fark; biz bilincinde değiliz çoğu zaman yalnız orada herkes bunu bilinçli kullanıyor. Bu bağlamda Peres'in tavırları, el hareketlerine karşı, Erdoğan'ınkiler aşağı kalmayacak nitelikteydi ve yerindeydi.
Malum başbakanımız Kasımpaşalı, ve çabuk sinirlenen birisi.
Sinirlenince de kıyamet kopuyor.
Öyleki Hamas'ın da o oturumda olması gerektiğini iddia ederek objektif duruşunu koruyan, hatalarıyla Hamas'ı da dinlemek gerektiğini savunan başbakan, öyle bir sinirlendi ki o sinirle sanki Hamas'ın savunucusu gibi oldu.
Oysa ki Hamas'ın hataları vardı. Yani daha çok Hamas taraftarı gibi oldu. Tabi sonraki açıklamalarla bu bir nebze olsun düzeltildi ama eğer kontrolünü kaybetmeseydi daha güzel bir duruş sergileyebilirdi.
Oh ne ala dedik ama biraz da düşündürttü beni bu durum. Yalnız Peres'in telefonla Erdoğan'ı araması ile daha çok rahatladım.
Doğu'nun bize sempatiisi arttı, Batı zaten Türkiye'yi gözden çıkaramazdı. Artık bunu kullanabileceğimizi de birazcık olsun gösterdik sanki
Velhasılı kelam, dört dörtlük yönettiğimiz bir süreç olmasa da dört ayağımız üzerine düştüğümüz, sonuçları lehimize olan bir süreç oldu Davos...
Davos hepimizi için aşk gibi birşeydi...
Ve hepimiz tüm damarlarımızda bunu hissettik..
Davos'ta aşk başkadır.