4.Haftanın Konusu (Gıybet)
 

Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
11 Şubat 2012, 12:27:38
78913 Mesaj 10712 Konu Gönderen: 1296 Üye
Son üye: selcen
Hayatname.com  |  Gündelik Hayat  |  Hayat Gündemi  |  Tartalım & Tartışalım  |  4.Haftanın Konusu (Gıybet) 0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte. « önceki sonraki »
Sayfa: [1]
Gönderen Konu: 4.Haftanın Konusu (Gıybet)  (Okunma Sayısı 1256 defa)
Tebessüm
TeBeSsüM
Admin Yardımcısı
Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 7824



WWW
« : 26 Haziran 2009, 11:47:42 »


Dördüncü haftanın konusu

Gıybet


Araştırmalarınızı , Katılımlarınızı Bekliyoruz
Logged

Tebessüm
TeBeSsüM
Admin Yardımcısı
Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 7824



WWW
« Yanıtla #1 : 26 Haziran 2009, 11:53:37 »

Yüce Allah iman edenleri birbirlerine karsi suizanda bulunmalarini birbirlerinin ayiplarini arastirmalarini ve birbirlerinin giybetlerini yapmalarini yasakliyor ve metni okudugu Ayet-I kerimede mealen söyle buyuruyor; “Ey iman edenler zannin bir çogundan kaçinin. Çünkü zannin bazisi günahtir. Birbirinizin kusurunu arastirmayin. Birbirinizin giybetini yapmayin. Sizden biri ölü kardesinin etini yemekten hoslanir mi? ondan tiksinirsiniz degil mi? Allah’dan korkun süphesiz ki Allah tövbeleri daima Kabul edendir,çok merhametlidir.’

Müslüman elinde delil olmadikça kesin bir bilgisi olmadan bir olay hakkinda kötü mnefi bir zanda bulunmaz. Bu zan üzerinde hükgm bina edemez. Bize bir haber ulastiginda hemencecik inanmak ha öyle mi vay canina demek bu adam da sahtekarmis söyleymis böyleymis diye hüküm vermek yanlis olur. Halbuki haberin kaynagini incelememiz dogruluguna kanaat getirdikten sonra hüküm vermemiz daha dogru olur. Çünkü ( yine ayni suredeki bir baska ) ayeti kerimede Cenabi Hakk’ ey iman edenler size fasik birisi bir haber getirdiginde onu arastirin hemen inanip hüküm vermeyin. Bilmeden haksiz yere bir kavme edersinizde sonra yaptiginiza pisman olursunuz.’ Buyuruyor. Hele bugünün insanlari sözüne güvenilmeyen, sahidligi islama göre kabul olunmayacak , haram yiyen haramla istigfar eden insanlarin sözlerini dinleyerek bir konuda karar vermek hiç de hos bir durum degildir.
Ayrica birtakim dedikoducu insanlar vardir ki onlarin vazifesi iki müslümani birbirine düsürmek müslümanlari zayif düsürmektir. Bu gibilire firsat verme gafletinine düsmemeliyiz. Bir haber bir söz duydugumuzda veya bir olaya hakemlik yaptigimizda iki tarafida iyice dinlemeden tahkik etmeden hüküm vermemiz dünya ve ahirette aleyhimize olur. Müslüman bir kardesimiz hakkinda kötü bir söz söylendiginde aleyhinde konusuldugunda dogru degilse dur diyebilmeliyiz. O kardesimiz böyle birsey yapmaz ben onu taniyorum diye giybeti yapilan insani giyabinda savunmak üzerimizde borçtur. Giybet bir kimsenin arkasindan hosuna gitmeyecek bir sekilde luzumsuz yere zaruret olmaksizin anmaktir. Zaruretin ölçüsü ise kitaplarda belirlenmistir. Bir adam islam düsmani ise müslümanlari o tehlikeden haberdar etmek üzere onun halleri müslümanlara anlatilabilir. Fakat adam müslüman ise bir taki kusurlari varsa iste onalri kendisinin bulunmadigi yerde baskalarina anlatmak giybet olur haramdir. Allah-u Teala bunu kardesinin etini yemeye benzetmistir çok büyük günahtir.
Allah Rasulu söyle buyurdu:“ giybet zinadan daha büyük günahtir. Ashabi kerim söylem sordular:
Ya Rasullulah giybet zinadan nasil büyük günah olur dediler. Allah Rasulude söyle cevap verdiler:
Kisi zina eder sonra pisman olur tevbe eder Allah da onun tevbesini kabul eder, onu bagislar. Fakat giybetini yaptigini kisi kendisinin giybet suçunu bagislamadiysa giybetçi Allah tarafindan bagislanmaz
. (m. mesabih k. adap 1874)
Hz. Aise(r.a.) anlatiyor :
Kuman safiyenin kisa boylu oldugunu peygambere ima ederek anlattim.
Allah Rasulu Safiyenin hoslanmayacagi sekilde anilmasini tasvip buyurmadi, böylesine bir sözün günahini açiklamak içinde söyle buyurdu :
- Ya Aise öyle günah söz söyledin ki o sözler deniz suyuna karissaydi denizin suyunu kirletirdi. ( I.Kesir,Hucurat 12,3/365)
Birde kendimizi düsünelim. Isimiz gücümüz, dedikodu ve giybet , baskalarinin hakkinda konusmak , baskalrinin kusurlarini arastirmak ,hatta iftira etmek. Kalplerimiz bosuna kapkara degil iste bukirler,pislikler kalplerimizi kirletiyor onun için biz ibadetlerimizin tadini hissedemiyoruz.
Ashab-i Kiram (r.a.) birbirlerine rastladiklari zaman birbirlerini güler yüzle karsiliyorlardi. Giyaplarinda konusmazlardi. Bunu münafiklik alameti sayiyorlardi.
Simdi ise yalan söylemek ve giybet etmek idarecilik alametis sayiliyor. Bir mevki ve makamda iseniz, yaninizdaki övmeyi, olmayan kimseyi ise yaninindakinin hosuna gidecekse kötülemeyi idarecelik sayiyorlar. Isler böyle idare ediliyormus. Bu düpe düz münafiklik ve iki yüzlülüktür. Bu müslümana yakismaz.
Ebu Hüreyre der ki :
Kim dünyada müslüman kardesinin etini yerse ahirette ona o müslüman eti yaklastirilir ve kendine diri iken onun etini yedigin gibi ölü olduguhalde de ye!
O da mecbur kalarak yer böylece geveler,tiksinir bagirir ve yüzünü burusturur.
Simdi bir kimseye giybet etme dediginde ben giybet etmiyorum ki bunlarin hepsi onda var diyor. Iste olan bir seyi giyabinda söylemek tam anlamiyla giybettir.anlattiklarimiz dogru degilse o da iftiradir onun azabi daha da çetindir.
Degerli alimlerden olan Kadade derki:
Bize anlatildigina göre kabir azabi su üç sey sebebiyle olur. Biri giybet ,biri nemime (laf getirip götürmek) biriside bevilden korunmamaktadir.
Hasan-i Basri (r.a.) de söyle demisti:
-Allah’a yemin ederim ki giybet,mü’min kisinin dinini ifrad hususunda cüzzamin vucuddaki ifsadindan daha da süratlidir.
Bir kisim alimlerde ibadeti tarif ederken,oruç tutmak ve namaz kilmakdan öte dili tutmak derlerdi.
Sizden bir kimse müslüman kardesinin gözündeki çöpü görürde kendi gözündeki mürtegi görmez. Nasil olur derlerki :
Insani seytan baslariyla mesgul ederek aldatir. Hep baskalarinin ayibini kusurunu arastirir. Ne mutlu kendi kusurlariyla mesgul olanlara...
Mustafa Karataş
Logged

Tebessüm
TeBeSsüM
Admin Yardımcısı
Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 7824



WWW
« Yanıtla #2 : 26 Haziran 2009, 11:55:49 »


Gıybet Hakkında Ayetler..
 
 
لَايُحِبُّ اللّهُ الْجَهْرَ بِالسُّوءِ مِنَ
الْقَوْلِ اِلَّا مَنْ ظُلِمَ وَكَانَ اللّهُ سَميعًا عَليمًا
Nisa/148: Allah, zulme uğrayanların dışında, çirkin sözün açıkça söylenmesinden hoşlanmaz. Allah her şeyi hakkıyla işiten, hakkıyla bilendir.


يَا اَيُّهَا الَّذينَ امَنُوا اجْتَنِبُوا كَثيرًا مِنَ الظَّنِّ اِنَّ بَعْضَ الظَّنِّ اِثْمٌ وَلَا تَجَسَّسُوا وَلَا يَغْتَبْ بَعْضُكُمْ بَعْضًا اَيُحِبُّ اَحَدُكُمْ اَنْ يَاْكُلَ لَحْمَ اَخيهِ مَيْتًا فَكَرِهْتُمُوهُ وَاتَّقُوا اللّهَ اِنَّ اللّهَ تَوَّابٌ رَحيمٌ
Hucurat/ 12: Ey iman edenler! Zannın bir çoğundan kaçının. Çünkü zannın bir kısmı günahtır. Birbirinizin kusurunu araştırmayın. Biriniz diğerini arkasından çekiştirmesin. Biriniz, ölmüş kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? İşte bundan tiksindiniz. O halde Allah'tan korkun. Şüphesiz Allah tevbeyi çok kabul edendir, çok merhamet edendir.


اِنَّ الْاِنْسَانَ لَفى خُسْرٍ
Hümeze/ 1: Mal toplayıp onu tekrar tekrar sayan, insanları arkadan çekiştirip, kaş göz hareketleriyle alay edenlerin (hümeze ve lümezenin) vay haline!
Logged

körebe
Aktif Üye
**
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 290


αşк мєzнєвι


« Yanıtla #3 : 26 Haziran 2009, 12:12:21 »

ALLAH razı olsun..senai demirci'nin söz yangını'ndan bir derleme yapabilirsem ekleyeceğim inş..
Logged

Ne güzel derin bir âh ile yâd etmek SENİ..
Her dem düşünmek,her dem hayal etmek SENİ..
Ne güzel visalinle gülmek,firakınla ağlamak,
Yanmaktan usanmamak,yanarken susamak SENİ...

Tebessüm
TeBeSsüM
Admin Yardımcısı
Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 7824



WWW
« Yanıtla #4 : 29 Haziran 2009, 14:18:37 »


buda gıybetin resmi olsun....
 
 

 
 


Ah şu GIYBET tam bir İLLET !
Günlük hayatta çokca kullandığımız ama çoğu zaman bunun farkında bile olamadığımız , belki şeytanın sağdan yaklaşması neticesinde ağzımızdan çıkan bazı gıybet lafızları var.Bu gıybet lafızlarından örnek vermek gerekirse:

'' Ya şimdi biliyorum gıybet olacak ama ''...

Diye başlıyor,ondan sonra gelecek olan ifadelere adeta bir masumiyet urbası giydiriliyor.

'' Ben gıybet etmiyorum ki, doğrusunu söylüyorum.O bunların hepsini biliyor zaten ! ''

Bu da çokca kullanılan bir ifade kalıbı.Zaten kişide olan şeyleri onun arkasından söylemek gıybettir.Eğer söylenilen şeyler kişide yoksa o zaman o kişiye iftira atılmış oluyor ki bu daha kötü bir günahtır.

'' Ben arkasından konuşmuyorum ki! Şimdi burda olsa yüzüne karşıda söylerim.''

Buda ayrı bir gıybet lafzı aslında itiraf etmek gerekir ki,o kişi o anda orada olsa söylediği şeyleri yüzüne karşı söylemesi mümkün değildir.

''Gıybet olur diye söylemiyorum''

Bu lafız en büyük en tehlikeli gıybet oluyor:'' Falan kişi mi?Siz onu bilmiyorsunuz.Onun daha neleri var neleri ama gıybet olur diye korkuyor ve söylemiyorum. ''Bu ifade bunu söyleyen kişinin kastettiği şeyleri söylemesinden çok daha büyük bir gıybettir.Çünkü burada üstü kapalı bir isnat vardır.Zira orada bulunan kişilerin aklına acaba bu şahıs,içki mi içti , kumar mı oynadı ...gibi şeylerin hepsi birden gelebilir.Çünkü ortada net bir durum yoktur.

''Falanca grup var ya ! ''

Bu da çok ağır bir gıybettir.Çünkü bir cemaati gıybet eden aynı zamanda o cemaatin bütün fertlerini gıybet etmiş sayılır.Ve o fertlerin bütününe haklarını helal ettirmesi gerekmektedir ki ,buda çok zor hatta imkansız gibi görünmektedir...

Gıybet günahından temizlenmek için önce tevbe-istiğfar edilmeli ,gıybet yapılan kişiden helallik istenmeli ve o kişiye dua edilmelidir.

''Nasıl eteş odunu yer bitirir , gıybet dahi a'mal-i salihayı yer bitirir.
İzzet-i nefis sahibi bu pis silaha tenezzül edip istimal etmez... (Bediüzzaman)

Ayet:Hucurat 12..

Hayat...Hesaba çekilmeden önce...

Rabbim cümlemizi muhafaza buyursun...
Logged

~ ѕєℓмα ~
Selma ÇAKAN
Yayın Editörü
Aktif Üye
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 6797



« Yanıtla #5 : 29 Haziran 2009, 14:47:28 »

             Gıybet Karşısında Mü'mini Korumak
    Peygamber SAS Efendimiz buyuruyor ki: (Men hamâ mü'minen min münafıkîn yağtâbü bihî) "Gıybet eden bir münafığa karşı bir mü'mini himaye eden, koruyan, müdafaa eden müslümana Allah, kıyâmet gününde onun vücudunu, etini cehennem ateşinin zararından engelleyen, himâye eden, koruyan bir melek yaratır, vazifelendirir, o da onu korur. Kim bir müslümana onu kötülemek maksadıyla ayıplayacak, karalayacak bir şeyi, yâni yanlış, doğru olmayan bir sıfatı iftira olarak atarsa; Allah onu söylediklerini geri alıncaya, söylediklerinden vazgeçinceye kadar, cehennemin köprüsü üzerinde hapseder, durdurur."

   Biliyorsunuz insanlar arasında dargınlıklara sebep olan, düşmanlıklara sebep olan, toplumun huzurunu bozan hastalıklardan birisi de gıybet hastalığıdır. Gıybet; bir müslümanın, bir insanın olmadığı yerde, onun gıyabında, aleyhine bir şeyler söylemektir. Doğru bile olsa onun aleyhinde konuşmaması lâzım gelirken, kusurunu söylemek ve onu gıybet etmek; bu günahtır, bunu yapmamak lâzım! Kimsenin arkasından konuşmamak lâzım!.. Söyleyecekse ilkönce gidip ona söylemeli; "Bak kardeşim, senin şöyle bir kusurunu gördüm, mümkünse bunu düzelt! Bu hatalı, şu âyete aykırı, bu hadise aykırı bunu yapma!" demeli, ikisi arasında kalmalı... Onun olmadığı yerde arkasından çekiştirmek çok ayıp, bunu yapmamak lâzım!..

       Birisi böyle yaptığı zaman, öteki mü'minin hakkında konuşulan mü'mini savunması lâzım! Yâni o söylenen kusur o arkadaşta olsa bile onu savunması lâzım, himâye etmesi lâzım, gıybeti engellemesi lâzım!..

    "Kim böyle bir müslümanı bir münafığın gıybetine karşı korursa, himâye ederse, Allah da onun cehennem ateşine mâruz kalmasından, vücudunun ateşte yanmasından korumak için, ona bir melek görevlendirecek." Demek ki, hepimiz bir kere gıybet etmemeliyiz, dilimize sahip olmalıyız, bir müslümanın aleyhine konuşmamalıyız.

    Demek ki ilk önce böyle kusurları, günahları, iftirayı, yalanı söylememek lâzım! İkincisi böyle bir yalan, iftira, böyle bir söz söylenildiği zaman, hemen karalanmak istenen kimseyi korumak lâzım ve karalamak isteyen kimseyi de susturmak lâzım!.. Bunun maddî, mânevî, dünyevî, uhrevî faydaları çok... Toplum bir zarara uğramayacak, kişi de ahirette böyle güzel davranışını, toplumu huzursuzluğa sevkedecek bir şeyi egellemenin mükâfatını alacak.

   "Aksine bir müslümanı karalamak için, gözden düşürmek için bir iftira atarsa; müslüman bile olsa cennete giremeyecek, cehennemin köprüsü olan sıratta durdurulacak ve o sözünden dönünceye kadar orada hapsedilecek." diye bildiriliyor.

   Allah-u Teàlâ mü'minler arasındaki muhabbeti arttırsın... Müslümanlar kardeştir, mü'minler kardeştir, bütün insanlar kardeştir. Müslüman, bütün insanların iyiliğini ister. Hattâ mü'min olmayanın bile dalâletten, günahtan, küfürden, inançsızlıktan, şirkten kurtulmasını, doğru yola gelmesini ister de onun için çalışır. Yâni bir müslüman bu kadar iyi niyetlidir, herkese karşı çok iyi niyeti vardır. Onun için, kötülük kaynaklarını kapatması lâzım, toplumun birliğini beraberliğini bozacak her şeyden kaçınması lâzım...M.ES'AD COŞAN.
Logged

Yakup CERAN
Sevdirmeye gayret etme kendini sevilmeye terk et
Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1018


Hayrından umutsuzum getirme bari şerrini


« Yanıtla #6 : 29 Haziran 2009, 16:43:00 »


toplulukta bir kişi hakkında yorum yapılıyorsa susss derim
 
Sus çünkü çok konuşan çok hata yapar
Sus cehaletin alemeti dilinin felaketidir.
 
 
Logged
~ ѕєℓмα ~
Selma ÇAKAN
Yayın Editörü
Aktif Üye
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 6797



« Yanıtla #7 : 30 Haziran 2009, 11:22:02 »

      
Gıybet´in Kefareti
Gıybet´i yapana farz olan, pişman olmak, tevbe etmek ve yaptıklarından dolayı üzülmektir ki böyle yapmakla Allah´ın hakkını ödemiş olsun! Sonra gidip gıybetini yaptığı kimseye kendisini helâl ettirmelidir ki o da helâl ederse, ona yapmış olduğu zulmün cezasından kurtulur. Gıybetini yaptığı adamdan helâllik istediği zaman mahzun, üzgün ve yaptığından dolayı pişman olmalıdır. Çünkü riyâkâr bir kimse bazen gıybetini yaptığı kimseden, muttakî olduğunu göstermek için helâllik ister. Oysa içinde gıybetten dolayı pişmanlık diye birşey yoktur. Böylece ikinci bir günah işlemiş olur! Hasan Basrî şöyle demiştir: ´Gıybetçiye, helâllik istemek değil Allah´tan günahının affını istemek kâfi gelir. Bunun yeterli olduğuna Enes b. Mâlik´ten rivayet edilen hadîsle istidlâl edilir: Enes (r.a) Hz. Peygamber´in şöyle buyurduğunu rivayet eder:

Gıybetini yapmış olduğun kimsenin gıybetinin kefareti, onun için istiğfar edip, af talep etmendir.250

Mücahid şöyle demiştir: ´Kardeşinin etini yemenin kefareti, onu övmen, hayırla kendisine dua etmendir´.
 Sahih bir hadîste, Hz. Peygamber´den şöyle söylediği rivayet edilmiştir:

Kimin yanında müslüman kardeşinin haysiyet ve şerefi veya malı hususunda bir zulüm varsa, o kimse, kendisinde dinar ve dirhem (para) bulunmayan birgün gelmezden önce gidip o kardeşinden helâllik istemelidir. Çünkü o günde sa-dece onun hasenât ve sevabından alınır, gıybeti yapılana verilir. Eğer sevabı yoksa arkadaşının günahları alınır, kendisinin günahlarına eklenir.251

Hz. Âişe (r.a) başka bir kadına ´eteği uzundur´ diyen bir kadına ´Sen onun gıybetini yaptın. Git kendisinden helâllik iste´ demiştir. Bu bakımdan eğer gıybetçinin imkânı varsa, helâllik istemesi lâzımdır. Eğer gıybeti yapılan şahıs ortada yok veya ölü ise, en uygunu onun için af talep etmesi, duada bulunması ve onun nâmına hayırlar yapmasıdır.
Eğer ´Acaba helâl etmek farz mıdır?´ dersen, cevap olarak derim ki: Hayır! Tarz değildir. Çünkü başkasına hakkını helâl etmek teberrudur. Teberru ise farz değil, fazilettir´. Fakat buna rağmen helâl etmek güzeldir. Özür dilemenin yolu, karşısındakini mübalâğalı bir şekilde övmek, ona kendisini sevdirmektir. Onun kalbini hoşnut edinceye kadar bu şekilde arkasını bırakmamaktır. Eğer buna rağmen kalbi hoş olmazsa özür dilemesi ve sevgi göstermesi, defterine yazılacak bir hasene olur. O hasene kıyamet gününde, gıybet kötülüğünün karşılığı olur. Seleften bazıları helâl etmezdi.

Said b. Müeseyyeb der ki: ´Bana zulmedene hakkımı helâl etmem!´

İbn Sirin der ki: ´Ben, gıybetimi yapana gıybeti haram etmedim ki kendisine hakkımı helâl edeyim. Muhakkak Allah ona gıybeti haram etmiştir. Ben ise hiçbir zaman Allah´ın haram ettiğini helâl edemem´.

Eğer ´O halde Hz. Peygamberin ´Helâllik istemesi uygundur´ şeklindeki sözünün mânâsı -eğer Allah´ın haram kıldığının helâl edilmesi mümkün değilse- nedir?´ dersen, cevap olarak deriz ki: ´Hz. Peygamberin maksadı; zulmü affetmektir. Yoksa harâmı helâle çevirmek değildir. İbn Sîrin´in dediği ise, gıybetten önce gıybeti helâl etmek hususunda güzel ve geçerlidir. Çünkü herhangi bir şahsa, başkasına gıybetini yapmasını helâl etmesi caiz değildir´.
Soru: O halde Hz. Peygamberin şu hadîs-i şerifinin mânâsı nedir ve o gıybetini nasıl sadaka olarak verirdi?

Sizden biriniz, Ebu Demdem gibi olmaktan aciz midir? Ebu Demdem evinden çıktığı zaman şöyle derdi: ´Ey Allahım! Ben gıybetimi yapmayı halk için sadaka olarak verdim (helâl ettim)´.
Yine gıybetini sadaka olarak veren bir kimsenin gıybeti helâl olur mu? Eğer o kişinin sadakasının kabul edilmemesi sözkonusu ise, o zaman Hz. Peygamberin bizi böyle yapmaya teşvik etmesinin mânâsı ne olabilir?252

Cevap: Bu hadîs-i şerifin mânâsı ´Ben kıyamet gününde, bana zulmedeni muâhaze etmek istemem ve onunla davaya da girmem´ demektir. Aksi takdirde gıybet, hiçbir zaman böyle söylemekle helâl olmaz ve gıybet eden bir kimse de günahtan kurtulamaz. Çünkü böyle demek, günahın olmadan önce affedilmesi demektir. Ancak bu kişi dava etmeme sözüne sadakat göstermek niyetindedir. Eğer bu sözünden dönüp davacı olursa, diğer hukuklarda olduğu gibi, burada da kıyas böyle bir davaya yetkili olmasıdır. Fâkihler açıkça dediler ki: ´Kim kendisine iftira atmayı mübah kılarsa, iftira atana tatbik edilen cezadan onun hakkı düşmez. Bu, ahiret cezası gibidir´.

Kısaca gıybetçiyi affetmek daha faziletlidir. Nitekim Hasan Basrî şöyle demiştir: "Ümmetler kıyamet gününde, Allah´ın huzu-runda diz çöktükleri zaman ´Kimin Allah nezdinde ecri varsa ayağa kalksın!´ denir. O zaman sadece dünyada halkı affedenler ayağa kalkarlar". Nitekim

Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:

Affetmeyi şiar edin, mârufu emret ve câhillerden yüz çevir! (A´raf/199)

Hz. Peygamber (sa) de şöyle buyurmuştur: Ey Cebrâil! Ayetteki af ne demektir?
Cebrâil şöyle demiştir: ´Muhakkak Allah sana zulmedeni affetmeni emrediyor. Sıla-yı rahmi kesen akrabana sıla-yı rahim yapmanı ve seni mahrum edeni mahrum etmeyip vermeni emrediyor´.253

Bir şahıs Hasan Basrî´ye ´Filân adam senin gıybetini yaptı!´ dedi. Bunun üzerine Hasan, bir tabak yaş hurma doldurarak o adama gönderdi ve şöyle dedi: ´Kulağıma geldiğine göre sen hasenât ve sevabından bana hediye etmişsin. Ben de o hediyene karşılık sana bu hurmaları hediye etmek istedim. Beni mâzur gör! Çünkü senin hediyene tam olarak karşılık vermeye kudretim yok!

250)İbn Ebî Dünya
251)Müslim, Buhârî, (Ebu Hüreyre´den)
252)Bezzar, İbn Sinnî, Ukaylî
253)Ebu Nuaym
Logged

Ahmet Tarık
Aktif Üye
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 3604


Ya Rabbi, beni sevdiklerinin yolundan ayırma...


« Yanıtla #8 : 30 Haziran 2009, 16:27:00 »

illada gıybet etmeden duramıyorsak ..
annemizin babamızın gıybetini edelimde bari sevabımız başkasına gitmesin.. Gülümseme
Logged



 
 
batın
Aktif Üye
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 36



« Yanıtla #9 : 30 Haziran 2009, 20:21:32 »

Alıntı
illada gıybet etmeden duramıyorsak ..
annemizin babamızın gıybetini edelimde bari sevabımız başkasına gitmesin..


guzel bir oneri...   
Logged
batın
Aktif Üye
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 36



« Yanıtla #10 : 30 Haziran 2009, 20:22:12 »

GIYBETTEN NASIL KORUNURUZ?

Başlıktaki soru üç yönlüdür: Gıybet etmekten nasıl kurtuluruz? Başkalarının gıybetimizi yapma sebeplerini nasıl yok ederiz? İnsanlar niçin gıybet yapıyorlar? İşte çözümler:

• Gıybet yapmamak: Gıybet edenin gıybeti yapılacaktır. Dilimizi gıybete karşı dişlerimizin ardına hapsedersek, başkalarının gıybetlerini dahi önleyebiliriz. Dilini tutanla alay etmeye kalkanın kalbine, gizli bir elem ve hatta korku ilham edilecektir. En güvenlisi susmaktır; övmeyeceğimiz kimsenin gıyabında konuşmamaktır.

• Övünmemek ve başkalarını küçümsememek: İnsanlar başkalarının övünmelerini veya huzurlarında küçülmeyi kabullenemezler. Aramızdaki eşitliği bozduğumuzda, izzetlerini korumak için bizi aşağılama ihtiyacı duyacaklardır. Başarılarımızı, hizmetlerimizi gizleyemeyiz, gizlememeliyiz; tecrübelerimiz dostlarımıza model olacak ve onları heyecanlandıracaktır. Ama anlatırken kendimizi onlardan büyük görüyorsak, içimizde onlara yönelik bir küçümseme varsa, bu duygu algılanacak; bu durum vücut dilimize ve konuşmamıza da yansıyacaktır.  Âlimin ilmine saygı göstermeli; ama çocukla da çocuklaşabilmeliyiz.

• Kıskanmamak/kıskandırmamak: Kıskandığımız insanın güzel vasıflarını reddederiz; göreceği zarardan mutluluk duyarız. Kıskandırmanın inceliklerini burada sıralamak zor; en basit formülü şudur: Kimseyle rekabet etmeyen, başarıyı sonuçlar olarak değil, niyetler ve gayretler olarak gören insan kıskanamaz ve haklı şekilde kıskandıramaz. “Kıskandırmayayım” diye hizmetlerini gizlemek ve hiçbir şey yapmıyormuş gibi bir izlenim vermeye çabalamak, ihsana nankörlüktür; insanları başarılı modellerden mahrum etmektir, insanlara pısırık bir örnek sunmaktır. Kıskançlığın olmadığı yerde sadece takdir, sevgi, saygı ve muhtemelen gıpta vardır. Temiz bir ruh, kardeşine dua edip destek olduğunda, iyiliğine ortak olacağını bilir ve kıskanmaz.

• İkiyüzlü olmamak: İnsanlar çıkarlarının veya korkularının etkisi altında ikiyüzlü davranmaya kalkışabilirler. İkiyüzlü olmayanın gıybetini yapmaktan korkarsınız; ikiyüzlünün gıybeti ise çok kolay ve pervasızdır. Dahası, ikiyüzlü olmayanın kendisi de kolaylıkla gıybet yapamaz. Çıkarlarını düşünerek iki yüzlü davrananlar, çıkarlarından mahrum olmakla cezalandırılacaklar. Basit korkuları nedeniyle ikiyüzlülüğe teslim olanlar, dayanılmaz korkularla yüzleşecekler.

İki yüzlülük, hiç bir başarının, hiç bir kazanımın, hiç bir mutluluğun yolu olmamıştır. İkiyüzlülük insanda ne şeref bırakır, ne irade ve ne de cesaret... Bir insanın yüzüne gülüp onu takdir eden, gıyabında sözü geçtiğinde aynı şeyi yapmıyorsa ikiyüzlüdür. İnsanlara ikiyüzlülük yapan şüphe etmesin ki, ruhu Yaratıcısına da ikiyüzlülük yapıyordur.

• Kendini temize çıkarmamak: Kişisel kusurlarını reddeden insan, kusur işlediğinde suçu başkasına atacak; en azından, “Onun yüzünden yaptım” diyecektir. Böyle insanlar, başkalarını öfkelendirecek, üzecek ve haklarında gıybet yapılmasına yol açacaklardır. Kusurumuz varsa derhal kabul etmeli; başkasının suçu varsa bile, başkalarını suçlamakla vakit geçirmemelidir. Çünkü, hakkın dağıtılmadığı yerde, suçlunun kim olduğunun bilinmesinin hiçbir pratik faydası yoktur.

• Eğlence için aşağılamamak: Kimi insanlar Firavun gururuna sahiptirler. Ben merkezlidirler ve kişisel çıkarlarından başka odakları yoktur. Onların tek zevkleri başkalarını eğlence için aşağılayıp durmaktır ve bu onların hastalığıdır. Bu tür insanları insan yerine koyup muhatap olanlar, aynı geleceği paylaşacaklardır.

• Üzüntü veya öfkeye teslim olmamak: Kimi zaman da kişinin işlediği kusura üzüldüğümüz için, iyilik zannıyla gıybetini yaparız. Bazen de bu kusur nedeniyle öfkeleniriz ve kalbimiz bu duyguların etkisi altında onu manen cezalandırmak için aşağılamak ister; dilimizi tutamayız. Üzüntü, öfke veya infialin dostlarımızı ânında harcamamıza yol açmaması gerekir. Zira gün gelir, haksızlık yaptığımızı algılar, pişman oluruz.

• Alışkanlığa direnmek: Hayatımız boyunca yaşadığımız aşağılanmalar, gıybeti ruhumuza sindirmiş ve bizim için güçlü bir alışkanlığa dönüştürmüş olabilir. Ailede, mahallede, okulda, askerde, işte ve her yerde sürekli küçümsenmişsek, insan onurunu korumanın değerini idrak etmemiz zordur. Bu tür alışkanlıkları teşhis etmeli ve karşımıza almalıyız.

• Gıybet salgınına karşı korunmak: Önemli bir nokta da gıybetin içinde yaşadığımız toplumun hemen tüm bireylerine veba gibi bulaşmasıdır. TV ve gazeteler her gün gıybetle siftah yaparsa, her sabah işler gıybet seanslarıyla başlarsa, en içten dostlarımız gıybetin içerisine ölümüne saplanmışlarsa, virüsü kapmadan günün akşamına ulaşmak son derece zordur. Gıybetten ancak konuşma özürlünün kurtulabileceğini bilmeli ve gıybet karşısında çok katı ve dikkatli olmalıyız.

• Failleri gizlemek: Gıybetten korunmanın susmaktan sonra gelen en kestirme yoludur. Kötülüğü sahibinden soyutlayarak zemmedersek gıybet yapmış olmayız. “Adamın birisi sürekli yalan söylüyordu, bir tanıdığım sürekli burnunu karıştırıyordu...” Bunlar şükür ki gıybete bir şartla girmezler: Sizi dinleyenler o kişinin kim olduğunu tahmin edemiyorlarsa gıybet değildir; ama vasıflarından tanımaları hâlinde ismini söylemeseniz de gıybete girer. Kişinin kendisi kendini tahmin etse sorun değil, birisi burnunu karıştırıyorsa, bunu herkes de yapabilir. Ancak isimler meçhul olduğunda bile, iftira, aşağılama gibi şeyler her hâlükârda yasaktır.
Logged
körebe
Aktif Üye
**
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 290


αşк мєzнєвι


« Yanıtla #11 : 30 Haziran 2009, 22:35:41 »


illada gıybet etmeden duramıyorsak ..
annemizin babamızın gıybetini edelimde bari sevabımız başkasına gitmesin.. Gülümseme


aman abi artık anne ve babamızın da gıybetini edersek hiç iflah olmayız bence, hiç yapmayalım inş Gülümseme
Logged

Ne güzel derin bir âh ile yâd etmek SENİ..
Her dem düşünmek,her dem hayal etmek SENİ..
Ne güzel visalinle gülmek,firakınla ağlamak,
Yanmaktan usanmamak,yanarken susamak SENİ...

Ahmet Tarık
Aktif Üye
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 3604


Ya Rabbi, beni sevdiklerinin yolundan ayırma...


« Yanıtla #12 : 30 Haziran 2009, 23:40:45 »

Alıntı
aman abi artık anne ve babamızın da gıybetini edersek hiç iflah olmayız bence, hiç yapmayalım inş Gülümseme[/quote

hiç yapmamak tabiki en güzeli...ama yapmadanda duramıyorsak  yani.. Gülümseme
Logged



 
 
körebe
Aktif Üye
**
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 290


αşк мєzнєвι


« Yanıtla #13 : 01 Temmuz 2009, 00:08:07 »

İmam Gazali Kimyayı saadet adlı eseride gıybetin sadece dil ile yapılmadığından bahsetmiş..
birilerinin taklidi yapmak,mesela topal ise topal taklidi yapmak(elin gıybeti),örneğin yoldan geçen birini göz ile işaret etmek(gözün gıybeti),birinin hakkında doğrumu yanlışmı diye düşünmeden,araştırmadan sui zanda bulunmak(kalbin gıybeti) da İmam Gazaliye göre gıybet. Aslında çok haklı çünkü gıybet doğru bile olsa birinin hakkında onun hoşlanmayacağı şekilde konuşmaktır.el,göz ve kalb ile yapılan gıybette durum aynı,karşıdaki kişinin hoşlanmayacağı hal ve hareketler..
Logged

Ne güzel derin bir âh ile yâd etmek SENİ..
Her dem düşünmek,her dem hayal etmek SENİ..
Ne güzel visalinle gülmek,firakınla ağlamak,
Yanmaktan usanmamak,yanarken susamak SENİ...

körebe
Aktif Üye
**
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 290


αşк мєzнєвι


« Yanıtla #14 : 01 Temmuz 2009, 00:31:53 »


gıybetin konusu söylemenin doğru olmadığı bir doğrudur.

Gıybet ettiğimde haklı da olabilirim.
Bana yapılan hareketi hak etmemişimdir. Ayrıca yapılan yanlıştır da.
Haklı olduğum halde,yapılan açıkça yanlış olduğu halde bile,gıybet  etmekle haksızlık etmiş oluyorum. Demek ki gıybet,hak etmediğim bir şey..
Her yaptığımda haklı olmalıyım,ama her hak bildiğimi yapmam hak değil..

Gıybetini ettiğim kişinin yüzüne daha önce bunu söylemiş olabilir.
“yüzüne de söyledim zaten!”
diye başlayabilirim.

Gıybetini ettikten sonra yüzüne de söyleyecek olabilirim
“burada olsa,yüzüne de söylerdim!”
ama daha önce yüzüne söylemiş olmam ayrı bir eylem,şimdi yüzü yokken başkalarına söylemiş olmam ayrı bir eylem.


daha sonra yüzüne söyleyecek olsam bile,yüzü yokken başkalarına da söylediğimi söyleyebilecek miyim?
Söylemeye vakit bulacak mıyım?
Söylemeye yüzüm olacak mı?
Ya da o zaman,
“başkalarına söylemeseydin kardeş..” derse,ne cevap vereceğim?NeyNey??

………

Bir insan duyar diye çekindiğin sözü,o insan yokken,işitmezken söyleyebiliyorsan;
sözünün estetiğini ALLAH’a  göre değil,kullara göre ayarlıyorsun demektir.
Gıybet;sözün ahseninin ihlalidir.
Gıybet,sözün güzelliğini bozmandır.
Gıybet,ALLAH işitmiyormuş gibi konuşmaktır.

……..

Kulunun yüzüne söylendiğinde iğrenç bulacağı şeyi,onun yokluğunda söylenmesini iğrenç bulduğunu söyleyen Rabbimin huzurunda nasıl söylerim.NeyNey??

Senai Demirci-Söz yangını'ndan alıntılar
Logged

Ne güzel derin bir âh ile yâd etmek SENİ..
Her dem düşünmek,her dem hayal etmek SENİ..
Ne güzel visalinle gülmek,firakınla ağlamak,
Yanmaktan usanmamak,yanarken susamak SENİ...

körebe
Aktif Üye
**
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 290


αşк мєzнєвι


« Yanıtla #15 : 01 Temmuz 2009, 00:51:16 »

“Allah (ben) kuluna kâfi değil mi?” yoksa??
(zümer-36)


Allah bana kafi değil mi ki??
Ben,gıybet etmekten vazgeçmek için Allah’ın kulunun yanımda olmasını bekliyorum.
Oysa kulu yanımda olmasa da Rabbi benim yanımda.
Kulu duymasa da Allah beni duymaya yeter.
Kulu bilmese de Allah ne söylediğimi,ne sakladığımı,neye niyetlendiğimi bilmeye yeter.
Çekinmek için Allah bana yetmiyor mu yoksa???

Kulu ortalıkta yokken de ,kulu duymazken de,kulu bilmezken de,kulu karşı çıkamazken de,kulu itiraz edemezken de kulun hatırını sayan RABBimin her yanımda olması,beni duyması,beni bilmesi,beni görmesi,bana karşı çıkması,benden hoşnutsuz olması bana yetmez mi?

Çekindiğim kim???

Kime karşı sorumlu biliyorum kendimi???

“Sorumluluk bilinci”min yanında yani “takva”mın ekseni yaratılmışlar mı,Yaratan mı???

Kendimi halka göre mi çekidüzene sokuyorum,HAKKa göre mi???


Senai Demirci-Söz yangını'ndan alıntıdır..
Logged

Ne güzel derin bir âh ile yâd etmek SENİ..
Her dem düşünmek,her dem hayal etmek SENİ..
Ne güzel visalinle gülmek,firakınla ağlamak,
Yanmaktan usanmamak,yanarken susamak SENİ...

Sayfa: [1]
Hayatname.com  |  Gündelik Hayat  |  Hayat Gündemi  |  Tartalım & Tartışalım  |  4.Haftanın Konusu (Gıybet) « önceki sonraki »
    Gitmek istediğiniz yer: