3.Haftanın Konusu ( Gaflet )
 

Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
11 Şubat 2012, 12:18:25
78913 Mesaj 10712 Konu Gönderen: 1296 Üye
Son üye: selcen
Hayatname.com  |  Gündelik Hayat  |  Hayat Gündemi  |  Tartalım & Tartışalım  |  3.Haftanın Konusu ( Gaflet ) 0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte. « önceki sonraki »
Sayfa: [1]
Gönderen Konu: 3.Haftanın Konusu ( Gaflet )  (Okunma Sayısı 423 defa)
Tebessüm
TeBeSsüM
Admin Yardımcısı
Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 7824



WWW
« : 11 Haziran 2009, 17:38:12 »


Üçüncü haftanın konusu

Gaflet


Araştırmalarınızı - Katılımlarınızı Bekliyoruz
Logged

Tebessüm
TeBeSsüM
Admin Yardımcısı
Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 7824



WWW
« Yanıtla #1 : 11 Haziran 2009, 17:43:22 »



Sultan III. Murat Han bir sabah namazını kaçırmış.
Üzüntüsünden Uyan Ey Gözlerim Gafletten Uyan'ı yazmış.

Biz hergün kaçırıyoruz ama ne yazik ki o parçayı dinlemiyoruz bile…


Uyan Ey Gözlerim

Uyan ey gözlerim gafletten uyan!

Uyan uykusu çok gözlerim uyan

Azrail’in kastı canadır, inan.

Uyan ey gözlerim gafletten uyan!
Uyan uykusu çok gözlerim uyan

Seherde uyanırlar cümle kuşlar
Dill-u dillerince tesbihe başlar
Tevhid eyler dağlar taşlar ağaçlar
Uyan ey gözlerim gafletten uyan!
Uyan uykusu çok gözlerim uyan

Semâvâtın kapuların açarlar.
Mü’minlere rahmet suyun saçarlar…
Seherde kalkana hülle biçerler.
Uyan ey gözlerim gafletten uyan!
Uyan uykusu çok gözlerim uyan

Bu dünya fanidir sakın aldanma.
Mağrur olup tac-u tahta dayanma.
Yedi iklim benim deyu güvenme.
Uyan ey gözlerim gafletten uyan!
Uyan uykusu çok gözlerim uyan

Benim, Murad kulun, suçumu affet.
Suçum bağışlayub günahım ref’ et.
Rasûl’ün sancağı dibinde haşret.
Uyan ey gözlerim gafletten uyan!
Uyan uykusu çok gözlerim uyan

<!-- / message --><!-- sig -->
Logged

Semavi
Site Kurucusu
Administrator
Aktif Üye
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1342



WWW
« Yanıtla #2 : 11 Haziran 2009, 18:00:57 »

seçtiğin konular çok isabetli kardeşim.
istifade edenlerden ve edilmesine vesile olanlardan oluruz inş.
Logged


Huzur(u) bulmak için www.kuranvakti.com
Maneviyatınız için www.maneviyat.com
Gençleriniz için
www.hayatname.com
Çocuklarınz için
www.bizimpark.com
Dosyalar için
www.iyidosya.com  
-------------------------------------
Size göre, size özel, sizin için!..
Tebessüm
TeBeSsüM
Admin Yardımcısı
Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 7824



WWW
« Yanıtla #3 : 11 Haziran 2009, 18:06:22 »

inşallah abi..  Gülümseme
Logged

âsım
âsım
Admin Yardımcısı
Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 3480


Vusulsüzlüğümüz usulsüzlüğümüzdendir


« Yanıtla #4 : 11 Haziran 2009, 18:13:29 »

....................
Gaflet

Nefs-i Emmâre’-nin üçüncü vasfı ise gaflettir. Gaflet, lügatta gafillik, habersizlik, uyanık olmamak, işini görmemek ve dikkatsizlik mânâlarıa gelir. Dikkatsizliğinden nâşi birdenbire, haber vermeden ani yapılan baskınlar, işler vesaire gibi. Buradaki mânâ bu olmayıp insan ve müslümanın bu dünyaya gelişinin sebebini, gayesini unutup dünyaya dalması ve Allah Teàlâ’nın verdiği nefesleri boşa geçirmesi, Hakk’dan ve Hakk’ın emirlerinden gafil olmasıdır.


Nefesleri Boşa Harcamak Gaflettir
Müslümanın en efdal ibâdeti, aldığı ve verdiği nefeslerin boşa gitmemesi ki, buna dikkat, hem de çok dikkat etmesi lâzımdır. Tarikat-ı Nakşibendi’de buna çok ehemmiyet verilmiştir. Nefeslerini ve bakışlarını muhafaza edemeyenlerin tarikatta ve hattâ şeriatta tekemmüle hakları yoktur. O mâ’rifet-i İlâhiyye hazinesi olan kalble tevhid-i ilâhî hazinesi olan sır âleminin uyanması için insanın gece-gündüz kendini kontrol altında tutup, boşa nefes harcamaması ve hakikî tevhidden mahrum kalmaması için kendini ıslah eylemeye çalışması icap eder ki bu, namaz gibi farz-ı ayndır. Çünkü asıl insanlık ve asıl müs-lümanlık o vakit tahakkuk edecektir. Bu nefes sahiplerini bulup, nefeslerinden nefes almak pek büyük bir lûtf-u ilâhiyyeye mazhariyettir.

Hepimizin bildiği gibi her ailenin çocuğunun terbiyeli olması ana-babasından aldığı terbiye ile hocasından aldığı ders ve terbiyeye bağlıdır. Ailesinin böyle nefeslerden haberi yoksa ve sonra hocasından da böyle bir ders alamadı ise -ki, bunları öğretecek hocaları bulmak çok zordur- kayıp daha büyük olur.

Halkın ekseriyeti bu ilimlerle uğraşmayı gericilik sayarlar ve Avrupa’nın müspet ilim dedikleri bilgilere rağbet ederler. Bunlann hepsi dünyaya ait ilimler olmalarından başka bir de zararlı tarafları vardır. Meselâ bizim yaratılışımızın Hakk’ın yaratmasıyla değil, belki hayvanlardan değişe değişe bu hâle geldiğimizi iddia etmeleri gibi. Bu bilgi tamamiyle yanlıştır. Yine bugünkü ilimde aslı hayvan olan bir mahlûk, yedi sene sonra yine aynı hayvanlığa inkılâb eder, denilmiştir. Biz ise tarih boyunca hep insan olarak gelmekte olduğumuza göre bu hüküm tamamiyle yanlıştır. Bu fikirle yetişen çocuklardan artık hayır beklemek de mümkün olamaz.


Dinden Habersizlik En Büyük Gaflettir

İşte bundan daha büyük gaflet olamaz ki, hem kitabını inkâr eder, hem de hiçbir inancı olmayan hâlis bir kâfir olmaktan da kendini kurtaramaz. Meğer ki, bir ehl-i ilmin eline geçe de fikirlerini tashih eyleye. Allah Teàlâ’nın kullarına hidayeti umumîdir. Lâkin bunların anne ve babalarının halleriyle hallenmesi de tabiîdir. Bir de bulundukları mıntıkanın insanlarının gidişatıyla hareket edecekleri malûmdur.

Asıl acınılacak; bir müslüman memleketinde, müslüman ana-babadan dünyaya gelmiş, camisi bol, cemaati bol, her gün minarelerden beş vakitte Allah Teàlâ’nın birliği ve Peygamberimizin risâleti yüksek sesle ilân edilir de, kâinat mektebinde Allah Teàlâ’nın verdiği gözlerle okuyamazsa, bu kâinatın sahibi ve mâliki olan Allah Teàlâ’yı bulamazsa, ona uyup emirlerine mutî olamazsa, verilen nefesleri boşuna harcarsa, insanlık ve müslümanlık nimetinden mahrum olarak ebediyyen cehennemde yanmaya mahkûm olacağından kendisine ne kadar acınsa yeridir.

Müslüman bir ana ve babadan dünyaya gelen zavallı çocuk, bilâhare İslâmî inançlara muhalefet eder de İslâm’dan dönerse buna mürted ismi verilir ki, kestiği hayvanı bile yemek caiz değildir. Karısı da boş olur, tevbe etmezse katli de vacib olur, demişler. Onun için hemen herkese borç olan evvelâ kendini, sonra da çocuklarını bu çirkin akıbete düşmekten korumasıdır.


Alıntı
Logged

Tebessüm
TeBeSsüM
Admin Yardımcısı
Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 7824



WWW
« Yanıtla #5 : 15 Haziran 2009, 14:14:30 »


Gafletten kurtulmak nasıl olur

Sual: Gaflet nedir? Gafletten kurtulmak nasıl olur?
CEVAP
Dini kelimelerin sözlük manasına değil, ıstılah manasına bakmak gerekir. Gaflet, Allahü teâlâyı unutmak demektir. Her ne şekilde olursa olsun, Allahü teâlâyı hatırlamak ise gafletten kurtulmak olur. Dinin emirlerini gözeterek yapılan bütün işler, alış verişler, yiyip içmeler, gafletten kurtulmak ve Allahü teâlâyı hatırlamak demektir.

Evine, camiye rastgele sağ ayakla giren kimse, gafletle girdiği için sevap alamaz. Sünnet olduğunu düşünerek sağ ayakla girerse sevap alır. Bunun için gafleti yenmeye çalışmalıdır! Kur'an-ı kerimde mealen (Gafillerden olma) buyuruluyor. (Araf 205)

Hadis-i şeriflerde de buyuruldu ki:
(Gaflet üzere uyuyan, Kıyamette öyle dirilir. O halde kendinizi Allahü teâlâyı anarak uyumaya alıştırın!) [Deylemi]

(Gafiller arasında Allahü teâlâyı anan, kuru çalılar arasındaki yeşil ağaç gibidir.)
[Ebu Nuaym]

(Gafil olduğu halde, gafletinden habersiz kimseye şaşılır. Şu kişiye de şaşılır ki ölüm onun peşinde iken, o dünyanın peşinde koşar. Rabbi kendinden hoşnut olup olmadığını bilmeden kahkaha ile gülene de şaşılır.)
[Ebu Nuaym]

Gafletin sonu pişmanlıktır. Gaflet, nimeti yok eder, hizmetleri engeller. Gaflet uykusunun sonu, sonsuz pişmanlık olabilir. Salihlerden biri, hocasını rüyada görüp sual eder:
- Kıyamette en büyük pişmanlık nedir?
Hocası buyurur ki:
- Gafletin neticesi olan pişmanlık...

Zünnun-i Mısri hazretlerini rüyada görüp sual ederler:
- Vefatından sonra sana ne yaptılar?
- Allahü teâlâ bana buyurdu ki:
(Beni sevdiğini söylerdin; fakat benden gafil olurdun. Bu ise yalancılıktır.)

Zünnun-i Mısri hazretlerine böyle denirse, bizlere ne söylenmez? Yine rüyada görülen birçok kimse, dünyada gaflet içinde yaşadığını söyler. Bunun için hadis-i şerifte (İnsanlar uykudadır, ölünce uyanırlar) buyurulmaktadır. Ölmeden önce uyanmak gerekir. İş işten geçtikten sonra uyanmak faydasızdır.

Azrail aleyhisselamla kardeş gibi görüşen Yakub aleyhisselam dedi ki:
- Senden bir ricada bulunacağım. Ecelim yaklaşınca bana önceden haber ver!
- Sana iki-üç haberci gönderirim.
Bir müddet sonra Azrail aleyhisselam yine gelir. Yakub aleyhisselam sual eder:
- Ziyaretime mi geldin?
- Hayır, canını almaya geldim.
- Nasıl olur, hani bana iki-üç haberci gönderecektin?
- Sana üç haberci gelmedi mi? Saçların siyahken ağarmadı mı? Vücudun kuvvetli iken zayıflamadı mı? Dimdik dururken şimdi belin bükülmedi mi?

Haberci istiyorsak çoktur. Her gün çeşitli sebeplerle ölenlere veya mezarlara bakmak kâfidir. Muhakkak olacak şeyi oldu bilmek gerekir! Ölüm muhakkaktır. Azrail aleyhisselam geldiği zaman, hazırım diyebilmelidir.

Şakik-i Belhi hazretleri buyuruyor ki:
(İnsanlar üç şey söylerler. Fiilleriyle ona muhalefet ederler.
1- Biz kuluz derler, fakat şef gibi yaşarlar.
2- Allah bizim rızkımıza kefildir derler. Fakat kalblerini rızık kazanmakla meşgul ederler.
3- Elbet biz de öleceğiz derler. Fakat hiç ölmeyecekmiş gibi dünyaya sarılırlar.)

Adamın biri çuvalı kaybeder, arar bulamaz. Namaza durunca hatırlar. Kölesi adama, (Sen namaz kılmıyor, çuval mı arıyordun?) der. Adam köleyi ikazından dolayı azat eder. Her işi gafletten uzak yapmaya çalışmalıdır!

Gaflete sebep olanlar
İnsanların gaflete, hatta günaha, isyana, küfre dalması çeşitli sebepler yüzünden olur. Bunlar insandan insana değişmekle beraber, cehalet, kibir, dostunu düşmanını tasnif edememesi genel olup, bunların başında gelir. İnsanın gafletine sebep olan çok şey varsa da üçü önemlidir:
1- İnsanı tanımamak, yaratılış gayesini bilmemek
2- İşlerin sebeplerle yaratıldığını bilmemek
3- Ölümü unutmak.

1- İnsanı tanımamak, yaratılış gayesini bilmemek
İnsan, niçin yaratıldığını ve başına gelecekleri bilip unutmasa, gaflete düşebilir veya kibirlenebilir mi? Rabbine isyan edebilir mi? Demek ki insan yaratılış gayesini düşünmüyor. Eğer insanlar istenildiği gibi düşünebilseydi, Kur’an-ı kerimde sık sık, (Hiç düşünmüyor musunuz?) diye ikaz edilir miydi?

Bir insan bir alet, bir makine yapınca, bunun nasıl ve nerelerde kullanılacağına dair bir tarif namesi hazırlanır. Tarif name ile de anlaşılması zor ise, kullanması için kurslar açar. Bir makine yanlış kullanılırsa, elden çıkar. Her şeyin yaratıcısı olan cenab-ı Allah da, insan denilen bu muazzam makineyi yaratıp başıboş bırakmayıp (Sizi boş yere yarattığımızı mı sandınız?) buyurmuştur. Ne yapması gerektiğini, Peygamberleri vasıtası ile kitaplar göndererek bildirmiştir.

Ne olduğunu, kim olduğunu, saadet ve felaketinin nelerde olduğunu bilmeyen, öldükten sonra başına gelecekleri düşünmeyen kimse akıllı olamaz. Allahü teâlâ, (Ben cin ve insanları ancak [beni tanısınlar] bana kulluk, ibadet etsinler diye yarattım) buyuruyor. (Zariyat 56)
O halde insan kul olduğunu bilip, kulluk görevlerini yerine getirmelidir.

2- İşlerin sebeplerle yaratıldığını bilmemek
Allahü teâlâ her şeyi sebeplerle yaratmaktadır. Kudretini sebepler arkasında gizlemiştir. Âdet-i ilahi böyledir. Ancak bu âdetini bazen bozar, sebepsiz de yaratır. Bunu sevdiklerinin hatırı için yapar. İnsan çalışır kazanır, benim malım der, ben kazandım der. Bunun gibi kendisindeki her nimete, her başarıya (benim) der, (benim başarım, benim kabiliyetim, benim ilmim...vs) der ve nankör olur.

Dertlerin, belaların gelmesine sebep günah işlemektir. Kur'an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:
(Size gelen musibet, kendi ellerinizle işlediğiniz [günahlar] yüzündendir.) [Şura 30]

(Sana gelen her iyilik, Allah’ın
[bir ihsanı, bir nimeti olarak] gelmekte, her kötülük de [günahlarına karşılık olarak] kendinden gelmektedir. [Hepsini yaratan Allahü teâlâdır.]) [Nisa 79]
Peygamberlere ve diğer büyük zatlara ise bela, onların derecelerinin yükselmesi için gelir.

Tevekkülü ihmal etmemeli. Tevekkül, dinimizin bildirdiği sebeplere yapıştıktan sonra neticeyi sebeplerden değil, sebepleri yaratandan beklemektir. (Bir işe başladığın zaman, Allah’a tevekkül et, Ona güven) âyeti, tevekkül ile beraber azmederek çalışmak gerektiğini gösteriyor. (Al-i imran 159)

3- Ölümü unutmak
Dünya hayatı rüya gibidir. Ölünce rüya bitecek, hakiki hayat başlayacaktır. Hadis-i şerifte, (İnsanlar uykudadır, ölünce uyanırlar) buyuruldu. Ölmeden önce uyanmak gerekir. Peygamber efendimiz, (Şu kişiye şaşılır ki, o dünyanın peşinde, ölüm de onun peşindedir) buyurdu. O halde, (Nasihat olarak ölüm yeter) hadis-i şerifini düşünerek ölenlerden ibret almaya çalışmalıdır.

Genelde çok yaşamayı istemek, dünya zevklerine düşkün olmak, ölümü unutmak, sıhhat ve gençliğe aldanmaktan ileri gelir. Böyle kimsenin kalbi katı olur, ibadetleri vaktinde yapmaz, tevbeyi geciktirir, nasihat tesir etmez, ölümü unutur, hatırına bile gelmez. Hep dünya malına ve makamına kavuşmak için ömrünü harcar. Ahireti unutur, dünyanın faydasız zevk ve sefasını düşünür. Bunlardan kurtulmak için ölümün her an gelebileceğini düşünmeli, sıhhatin, gençliğin ölüme mani olmadığını unutmamalı.

Çok kıymetli nasihatler
Seyyid Abdülhakim
Arvasi hazretleri buyuruyor ki:
Fırsat ganimettir. Ömrün tamamını faydasız işlerle telef etmemeli, Hak teâlânın rızasına uygun şeylere harcamalı! Beş vakit namazı, tadil-i erkan ile ve cemaat ile kılmalı, teheccüd namazını elden kaçırmamalı, seher vakitlerini istiğfarsız geçirmemeli, gaflet uykusuna dalmamalı, ölümü düşünmeli, ahiret hallerini gözetmeli, fani dünyanın haram olan işlerinden yüz çevirip, baki olan ahiret işlerine dönmeli. Dünya işleri ile zaruret miktarı uğraşmalı, diğer vakitlerde, ahireti imar etmekle meşgul olmalıdır. Sözün kısası, Allah’tan gayrı şeylerin sevgisinden korunmalı ve bedeni dinin hükümlerine uymakla süslemeli, onunla meşgul olmalıdır. İş budur, bundan gayrısı hiçtir.

Abdül Kuddüs
hazretleri de buyuruyor ki:
Vaktin kıymetini bil! Gece gündüz ilim öğrenmeye çalış! Her zaman abdestli bulun! Beş vakit namazı, sünnetleri ile ve tadil-i erkan ile, huzur ve huşu ile kılmaya çalış! Bunları yapınca, dünyada ve ahirette, sayısız nimetlere kavuşursun. İlim öğrenmek, ibadet içindir. Kıyamette, işten sorulacak, çok ilim öğrendin mi diye sorulmayacaktır. İş ve ibadet de, ihlas elde etmek içindir. İhlas da, hakiki mabud ve kayıtsız, şartsız var olan sevgiliyi [Allahü teâlâyı] sevmek içindir.

İbrahim-i Edhem
hazretleri buyuruyor ki:
1- Günah işleyeceksen, Allah’ın verdiği rızkı yeme! Rızkını yiyip de, Ona isyan edilir mi?
2- Günah işleyeceğin zaman, mülkünden çık! Onun mülkünde Ona isyan edilir mi?
3- Günah işlerken Onun görmediği bir yerde işle! Onun mülkünde, rızkını yiyip, gördüğü yerde günah işlenir mi?
4- Can alıcı melek, ruhunu almaya gelince, bir müddet izin isteyebilir veya o meleği kovabilir misin? O zaman hemen tevbe et! Çünkü o melek ani gelir.
5- Mezarda, melekler, sual sorunca, (beni imtihan etmeyin) diyerek onları kovabilir misin? Öyle ise, şimdiden onlara cevap hazırla!
6- Kıyamette (Günahkârlar Cehenneme…) dendiği zaman, ben gitmem diyebilir misin?

Allahü teâlâ, (Ey kullarım! Benden isteyin! Kabul eder, veririm) buyuruyor. Ama verilmeyenler de oluyor. Çünkü Ona dua eder, ama itaat etmezler. Peygamberini tanır, Ona uymazlar. Kur'anı okur, gösterdiği yolda gitmezler. Nimetlerinden faydalanır ama şükretmezler. Cennetin, ibadet edenler için olduğunu bilir, hazırlıkta bulunmazlar. Cehennemi, asiler için yarattığını bilir, ondan sakınmazlar. Ecdadının ne olduklarını görür, ibret almazlar. Kendi ayıplarına bakmayıp, başkalarının ayıplarını araştırırlar. Böyle kimseler, üzerlerine taş yağmadığına, yere batmadıklarına şükretsin! Dualarının neticesi, yalnız bu olursa, yetmez mi?

İmam-ı Rabbani
hazretleri buyuruyor ki:
Ölmek felaket değil, öldükten sonra başa gelecekleri düşünmemek felakettir. Mezhepsizlik ilhaddır. Ehl-i sünnet âlimlerine uyanlara müjdeler olsun.

İmam-ı Rabbani hazretleri yine buyuruyor ki:
Bu zamanınız fırsattır. Fırsat da, büyük nimettir. Sıhhat ile ve üzüntüsüz geçen vakitler, bulunmaz ganimettir. Her saati Allahü teâlâyı zikretmek ile geçirmelidir. Resulullahın bildirdiğine uygun olan her iş, hatta alış-veriş bile zikir olur. O halde, her hareketin, her duruşun, Resulullahın bildirdiğine uygun olması gerekir. Böylece, hepsi zikir olur. Zikir demek, gafletten uzaklaşmak, yani, Allahü teâlâyı hatırlamaktır. İnsan her hareketinde, her işinde, Allahü teâlanın emrini ve yasağını gözetince, emir ve yasakların sahibini unutmaktan kurtulur ve daima zikretmiş olur.
Hadis-i şerifte de buyuruldu ki:
(Yemeği Allah’ın zikri ile [İbadet ederek ve Allah yolunda çalışarak] eritin. Yer yemez yatmayın; kalbiniz katılaşır.) [Ebu Nuaym]

Haramlardan ve şüpheli şeylerden kaçarak helal kazanmalıdır. Ahir zamanda bunlara dikkat eden az bulunur. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Ahir zamanda, helal para ile kendisine itimat edilen arkadaş az bulunur.) [İ. Asakir]

Dine hizmet çok sevaptır. Bunu herkes gücü nispetinde yapar. Öğrendiği güzel bir sözü başkasına duyurmak bile sevaptır. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Duyduğu hak sözü, bir müslüman kardeşine söylemek ne güzel hediyedir.) [Taberani]

(Allah indinde en iyi kul, insanlara en çok nasihat edendir.) [İ. Ahmed]
 
 
Alıntı
Logged

Tebessüm
TeBeSsüM
Admin Yardımcısı
Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 7824



WWW
« Yanıtla #6 : 18 Haziran 2009, 10:54:09 »


“Allahım beni göz açıp kapayıncaya
kadar bile nefsimle başbaşa bırakma”

İbn-i Hanbel, V, 42

Sözlükte terk etmek, önemsememek, yanılmak, ihmal etmek, dalgınlık ve dikkatsizlik gibi mânalara gelen gaflet, dinî literatürde Allah'a ve bildirdiği hakikatlere karşı ilgisiz kalmak, onları unutmak, nefsin heva ve hevesine uymak diye tarif edilebilir

Gaflet, Kur'ân-ı Kerîm'de bilhassa inkar edenlerin vasfı olarak zikredilmektedir Mesela bir âyet-i kerîmede hayvanlardan daha aşağı seviyede bulunan ve kalpleri mühürlü olan inkarcılar, gâfiller diye nitelenirken, (el-A'râf 7/179) yine aynı vasıftaki şahıslardan bahseden bir başka âyet-i kerîme şu mealdedir:
“İşte onlar Allah'ın kalplerini, kulaklarını ve gözlerini mühürlediği kimselerdir ve onlar gâfillerin tâ kendileridir” (en-Nahl 16/108)

Diğer taraftan Efendimiz -sallallâhu aleyhi ve sellem-'in şahsında mü'minlerin, gaflet hastalığına karşı şöyle uyarıldığını görmekteyiz:

“Kendi kendine, yalvararak ve ürpererek yüksek olmayan bir sesle sabah-akşam Rabbini zikret, gâfillerden olma!” (el-A'râf 7/205)

Başka bir âyette de Allah'ı çok az zikretmenin iki yüzlülerin (münafıkların) işi olduğu şu ifadelerle beyan edilir:
“Namaza kalktıkları zaman üşene üşene kalkarlar; insanlara gösteriş yaparlar; Allah'ı pek az zikrederler (en-Nisâ 4/142)

Efendimiz -sallallâhu aleyhi ve sellem- de:


“Allahım beni göz açıp kapayıncaya kadar bile nefsimle başbaşa bırakma” (İbn-i Hanbel, V, 42) diye duâda bulunarak elden geldiği kadar gaflet hastalığından uzak kalmaları hususunda ümmetine üsve-i hasene olmuştur Zaten “tahdîs-i nimet” kabilinden söylediği “gözlerim uyusa da kalbim uyumaz” (Müslim, Müsâfirîn, 125) ifadeleri, Fahr-i Kâinât -sallallâhu aleyhi ve sellem-'in tam bir kalp uyanıklığına sahip olduğunu göstermektedir
Âyet ve hadislerden anladığımıza göre gaflet, aslında zikrin zıddıdır Yani “Allah'ı kalpte hatırlamak ve dilde yâd etmek” şeklinde tarif edebileceğimiz zikir, devamlı bir hatırlama ve anmayı, hatta gönülden hiç çıkarmamayı ifade ederken, gaflet ise Allah'ı unutma, heva ve hevese tâbî olma anl----- gelir Resûl-i Ekrem -sallallâhu aleyhi ve sellem- Allah'ı zikredenle, etmeyeni diri ile ölüye benzetmekte (Buhârî, Deavât, 66) böylece kalbin hayatiyetinin ancak zikre devamla gerçekleşeceğine, gafletin ise, kalbin ölümüne sebep olacağına vurgu yapmaktadır Yine Allah'ı hatırlama ve bir çeşit zikir olan namazın îfâsı husûsunda gerekli ihtimamı göstermeyen kimselerin “Yazıklar olsun o namaz kılanlara ki onlar namazlarından gâfildirler” (el-Mâûn 107/4-5) itabına muhatap olduklarını görmekteyiz Bir hadis-i şerifte de benzer kimseler hakkında:

“Nice oruç tutanlar vardır ki onların nasibi açlık ve susuzluk, nice gece ibadetine kalkanlar vardır ki onların nasibi de ancak uykusuzluktur” buyrulmuştur (İbn-i Hanbel, II, 373) Ayrıca ibadetin özü olan duânın duyarlı bir gönülle yapılmasını tavsiye eden Efendimiz -sallallâhu aleyhi ve sellem- gâfil, hevâ ve hevesine tâbi olan bir kalbin duâ ve niyâzının kabul olmayacağını şöyle bildirmiştir:

“Allah'a kabul edileceğine yakinen inanarak duâ ediniz! Zira Allah Teâlâ gâfil bir kalple yapılan duâyı kabul etmez” (Tirmizî, Deavât, 65)

Hz Peygamber -sallallâhu aleyhi ve sellem- bir başka hadislerinde, kulluk ve cemaat şuurundan uzaklaşan insanların, kalplerinin mühürlenmesiyle gaflet hastalığına maruz kalacaklarını şu şekilde dile getirmiştir:

“Bir takım kimseler, ya cuma namazını terk etmekten vazgeçerler yahut Allah Teâlâ onların kalplerini mühürler de artık gâfillerden olurlar” (Müslim, Cum'a, 40) Cuma namazı gibi farz ibadetin terki bir yana, hatta gülmek gibi tabii bir davranışın bile haddinden fazla olduğu takdirde kalbin aslî işlevine ve manevî sıhhatine zarar vereceğine işaret edilmiştir Peygamber Efendimiz şöyle buyurur: “Çok gülmeyiniz! Çünkü çok gülmek kalbi öldürür” (Tirmizî, Zühd, 2)
Kur'ân-ı Kerîm'in “Şâyet mü'minseniz” 1ihtarını ihtiva eden âyetleri ve Hz Peygamber -sallallâhu aleyhi ve sellem-'in “Kişi mü'min olduğu halde zina edemez, mü'min olduğu halde içki içemez, mü'min olduğu halde hırsızlık yapamaz” (İbn-i Mâce, Fiten, 3) şeklindeki nebevî beyanları, mü'minlerin gaflet karanlıklarından uzak kalıp daima îmân aydınlığında bulunmalarının zaruretine vurgu yapmaktadır

Netice itibariyle mü'minler, inkarcıların bariz özelliği olan gafletten şiddetle sakınmalı, bu hususta Efendimiz'in örnek hayatından hissedar olmalıdırlar


Allah bu tür hastalıklardan bütün Müslümanları muhafaza buyursun!
amin amin amin
Logged

Tebessüm
TeBeSsüM
Admin Yardımcısı
Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 7824



WWW
« Yanıtla #7 : 18 Haziran 2009, 11:12:02 »


Gaflet Uykusu

DÜNYADAN GEÇTİM DİYENLER

Azdır ama dünyayı hiç umursamayan, mecbur olmasalar yiyip içmeyi de bırakacak insanlar da var. Bunlar dünyanın faniliğini ileri sürerek kısa bir hayat için çalışıp çabalamanın gereksiz olduğunu iddia ederler ve elbette yanılırlar.


Ruh ile bedenin, madde ile mananın, dünya ile ahiretin dengesini kuramamak da gafletin başka bir türüdür. Başta tembellik, miskinlik ve zillet olmak üzere gafletten öteye gitmeyen yığınla zararın kaynağıdır. Şöhret kazanıp insanların elindekine göz dikme tehlikesini içinde barındırır. Her türlü suistimale açık bir kapıdır.

Dünyasına mahir olan ahiretine de mahir

Ayrıca ahiret sadece bir köşeye çekilip insanlardan uzak kalmakla değil, onlarla birlikte sıkıntılara katlanarak, salih bir niyetle dünya işlerine çalışıp terlemekle kazanılır. Gavs-ı Bilvanisî Hazretleri k.s. bir sohbetlerinde: “Siz kişinin dünya çalışmasına bakınız. Eğer dünyası için çalışkan, mahir biriyse, ahireti için de öyledir. Dünyanın pehlivanı, ahiretine de pehlivandır.” buyurmuşlardır.


Her ne kadar geçmişte ihtiyaç miktarından fazla dünyaya rağbet etmeyen veliler olmuşsa da, bunların durumu kendilerine özeldir. Dünyayı tamamen terk etmemişler ve kimsenin sırtına da yük olmamışlardır. Her durumda veren el olma özelliklerini muhafaza etmişlerdir.


İslâmiyet, hıristiyanların ruhbanlığını andıran bir hayat tarzı ve telakkisini kesinlikle reddeder. Çünkü İslâm sadece ahirete ait ibadetleri düzenleyen bir din değildir. Dünyada alış-verişten insanlar arasındaki diğer muamelelere kadar her şeye ölçü getiren, kişinin yirmi dört saatlik hayatını baştan aşağı düzene sokan, bozulmamış bir dindir. Dünyaya ait hükümler koyan bir din dünyadan el etek çekmeyi hoş görmez. O yüzden mümine fani de olsa dünyada sefil bir hayatı öngörmez. Çalışıp çabalamaya, kimseye avuç açmamaya, alan el değil veren el olmaya teşvik eder.


Çalışmayan kim var?

Peygamberler dahi bazı zenaat ve mesleklerle anılmışlardır. Zekeriyya Aleyhisselam marangozlukla,Davud Aleyhisselam demircilikle, İdris Aleyhisselam terzilikle meşgul olmuşlardır. Hz. Rasulullah s.a.v. ise, devlet başkanlığı yapmıştır. Allah dostları da peygamberlerin yolundan giderek bir zenaat ve ticaretle meşgul olmuşlardır. Bu devrin büyükleri de bir taraftan irşadla meşgul olurken, diğer taraftan ziraatla, ticaretle ve benzeri işlerle uğraşmaktadır. Bu güzel örnek devrimizde de Allah’a kulluğun nasıl yapılacağını anlatmaya kâfi gelmez mi?


Kur’an-ı Kerim’de mevzuyla ilgili birçok ayet-i kerime vardır. Bazıları şöyledir: “Allah’ın sana verdiğiyle ahiret yurdunu ara; dünyadan da nasibini unutma.” (Kasas, 77). “Namaz kılınınca artık yeryüzüne dağılın ve Allah’ın lütfundan isteyin. Allah’ı çok zikredin; umulur ki kurtuluşa erersiniz.” (Cuma, 10)

İbadet ve taatle meşgul olup dünyayı terk edenler, malla yapılacak her türlü hayır hizmetinden de mahrum kalırlar. Hatta zekât gibi gayet kıymetli bir ibadetten dahi nasiplerini alamazlar. Kur’an bunları şöyle ikaz etmektedir: “Allah, malları ve canları ile cihad edenleri, derece bakımından oturanlardan üstün kıldı.” (Nisa, 95). “Ne oluyor size ki, Allah yolunda harcamıyorsu&shy;nuz?” (Hadid, 10)

KALP GAFLETTEN UYANINCA


Gaflet hali karşısında üç grup insan vardır demiştik: Dünyacılar, miskinler ve dünya-ahiret dengesini bulanlar. Üçüncü gruba dahil olanlar gafletsiz, uyanık müminlerdir. İşte bu grubun halleri.


Gafletten uzak olanlar dünyası için ahireti, ahireti için de dünyasını terk etmeyen insanlarıdır. Dengeyi, itidali bulmuşlardır. Her işlerinde Allah’ın emirlerine uymayı gözetirler. Gavs-ı Sani Hazretleri’nin k.s. buyurduğu gibi, her ikisini de yarış yapan iki araba gibi birlikte götürürler.

Halk içinde Hak ile


Bu denge insanları “halvet der encümen” kaidesine göre halk içinde Hak ile olurlar. Herkesle beraber ama yalnız, elleri işte güçte ama gönülleri hep yardadır. Bedenleri dünyada olsa da gönülleri Allah’a dönüktür.
Bunlar diğerleri gibi dünyaya hırs ve tutkuyla bağlanmazlar. Esaret tasmasını boyunlarına geçirmektense, dünya nimetlerinden mahrum kalmayı tercih ederler. Mal-mülk, makam-mevki, her şeyin Allah’tan geldiğine yakînen iman ederler. Rızıklarına Allah’ın kefil olduğuna iman ettikleri için zerre kadar endişe etmezler. Sadece emre uyup takdir edilen rızıklarını ararlar. Alırken, satarken, çalışırken harama el uzatmazlar. Bazı yüzlerin ağardığı, bazı yüzlerin karardığı o büyük güne alınları ak, vicdanları pak olarak çıkabilmenin özlemiyle yaşarlar. Yedikleri her lokmanın hesabının sorulacağından zerre kadar şüphe etmezler. Kazandıkları her şeyi birer zikir ve şükür vesilesi olarak görürler. O’ndan geleni yine O’nun yolunda sarf etmekten çekinmezler.

Biricik amaçları Rabbin hoşnutluğu


Gafletsiz müminler; çalışırken, kazanırken, meşru dairede keyfederken Allah’ın rızasından başka bir şey düşünmezler. Hiçbir şey onları Allah’ı zikretmekten, namaz kılmaktan, zekât vermekten alıkoymaz. Onlar mert oğlu merttirler, Allah adamıdırlar: “Nice erler ki, ne ticaret, ne de alışveriş onları Allah’ı zikretmekten, namaz kılmaktan ve zekât vermek&shy;ten alıkoymaz. Onlar, kalplerin ve gözlerin allak bullak olacağı günden korkarlar.” (Nur, 37)


Bayezid-i Bistâmî k.s. Hazretleri bir gün müritleriyle birlikte çarşıya çıktı. Dükkanı müşteriyle dolu olan bir kuyumcu gördü. Kalbine manen nazar edip baktı ki, bu kuyumcu akşama kadar elli bin dinarlık alışveriş yaptığı halde bir an bile Allah’ın zikrinden gafil olmamış.

Sürekli Rabbiyle irtibatlı, kalbini zikrullah ile harekete geçirmiş müminin hali işte böyledir. Onlar dünya nimetlerine sahip olmak, boş sohbetlerle oyalanmakla değil, ancak Allah’ı zikretmekle, Kur’an okumakla ve bulundukları ortamda Hak sohbetiyle tatmin olurlar. “Onlar iman eden ve kalpleri Allah’ın zikriyle huzur bulan kimselerdir. Haberiniz olsun, kalpler ancak Allah’ın zikriyle huzur bulur.” (Ra’d, 28)

Gönülleri geniştir onların


Gafiller güruhu dünyada geniş evler,bağlar, bahçeler bulsalar da gerçek huzur ve saadeti bulamazlar. Müminler ise, darlıkta ve genişlikte cennet için yarışırlar. Dünyada mesut oldukları gibi ahirette de mesut olurlar. “Rabbinizin bağışına ve genişliği göklerle yer arası kadar olan cennete yarışın; o müttakiler için hazırlanmıştır.” (Âl-i İmrân, 133). Allah’ın cemalini görmeyi arzu ve ümit etmeyenler dünyanın hasis, bayağı zevkleriyle yetinir, hatta mest olup kendilerinden geçerler. Bu yüzden ibretle dolu varlık âlemine bakıp da ders almazlar. “Bize kavuşmayı ummayanlar, dünya hayatına razı olup onunla tatmin bulanlar ve bizim ayetlerimizden gafil olanlar da vardır muhakkak.” (Yunus, 7). Fakat kâinata ibret nazarıyla bakan gafletsiz müminler, cennetin de ötesinde nazarlarını Allah’ın cemaline dikmişlerdir. O’na ulaşmak hasretiyle yanıp tutuşurlar.

Her varlık Cenab-ı Hakk’ın tasarrufu altındadır. Her şeyi evirip çeviren O’dur. O’ndan başka zarar ve fayda veren (Dârr ve Nâfi’) bir varlık yoktur. O dilemeden kimse kimseye ne bir zarar ne de fayda verebilir. Bütün dünya imdadına koşsa O dilemeden bir fayda veremezler.

Lütfu da hoş görürler kahrı da


İşte bu şuurla yaşayan gafletsiz mümin, elindeki mal gittiği zaman üzülüp yıkılmaz. Her şeyin, Rabbinin takdiriyle olduğuna inanır ve O’na tevekkül eder. Sıkıntılar karşısında ahirette kazanacağı mükâfatı düşünüp sabır, teslimiyet, tevekkül ve rıza gösterir. Kendisine verilen nimetlerin bir sınama ve imtihan için verildiğini bilir. “Andolsun, sizi biraz korku, biraz açlık ve mallardan, canlardan, ürünlerden biraz eksiltmekle imtihan edeceğiz. Sabredenleri müjdele.” (Bakara, 155)


Hakiki mümin, sevindirici olaylar gibi musibetlerden de razı olur. Hatta rıza makamında bunlardan derin bir zevk alır. Çünkü alırken de verirken de tecelli eden hep O’dur.


“O sabredenler, kendilerine bir bela geldiği zaman: Biz Allah’ın kullarıyız ve O’na döneceğiz, derler.” (Bakara, 156)


Hoştur bana senden gelen
Ya bir gonca gül yahut diken
Ya hil’at ü yahut kefen
Nârın da hoş nurun da hoş


diyebilen bu gönüller, ne dünyadan gafildirler ne de ahiretten...


MUSTAFA BAHADIROĞLU / SEMERKAND
Logged

mihman
mihman
Aktif Üye
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 39


ne havaya,ne suya gönüllere düşen cemreyiz...


« Yanıtla #8 : 18 Haziran 2009, 12:47:00 »

Gaflet pişmanlığa yolaçar. Gaflet nimetin elden gitmesine sebep olur. Gaflet faydalılığıengeller. Gaflet kıskançlığı azdırır. Gaflet kınan-maya ve nedametesebep olur.

Hikâye edilir ki, salihlerden biri rüyasında hocasını görür ve ona «ençok neden pişmansınız» diye sorar. Hocası da ona «en büyük pişmanlığımgafletimdendir» diye cevap verir.

Yine anlatılır ki, salihlerden biri Zunnun-i Mısrî'yi (rehimehullahu) rüyasında görür ve ona «Allah sana ne yaptı» diye sorar.

Zunnun-i Mısrî de «beni karşısına dikerek seni gidi palavracı, senigidi yalancı! Beni sevdiğini ileri sürdün, sonra da benden gafletedüştün diye beni azarladı» cevabını verdi.
Logged
Sayfa: [1]
Hayatname.com  |  Gündelik Hayat  |  Hayat Gündemi  |  Tartalım & Tartışalım  |  3.Haftanın Konusu ( Gaflet ) « önceki sonraki »
    Gitmek istediğiniz yer: