üstâd Necip FazıL Kısakürek'ten nükteLer
 

Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
24 Mayıs 2012, 13:23:38
79063 Mesaj 10725 Konu Gönderen: 1295 Üye
Son üye: selcen
Hayatname.com  |  Hayat Bilgisi  |  Genel Kültür  |  Kültür & Edebiyat  |  üstâd Necip FazıL Kısakürek'ten nükteLer 0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte. « önceki sonraki »
Sayfa: [1]
Gönderen Konu: üstâd Necip FazıL Kısakürek'ten nükteLer  (Okunma Sayısı 953 defa)
Yamuk bakmak..
Gülünç bi dünyada kapana kısılmış, oldukça trajik bi figür..
Emektar
Aktif Üye
***
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 983


''Bir gün bir kafes kuş aramaya çıkar'' ~ F. Kafka


« : 10 Ocak 2010, 21:22:01 »

KISAKÜREK - UZUNKÜREK

Yavuz Bülent Bakiler anlatıyor:

Bir gün Osman Yüksel çok büyük bir safiyetle Necip Fazıl'a sorar:
-Üstad, vallahi bir türlü anlayamıyorum. Büyük şairsiniz, büyük nâşirsiniz, büyük fikir adamısınız, büyük mücahitsiniz, büyük dehasınız, bütün büyüklükleri şahsınızda toplamışsınız.
-Anlayamadığın nedir Osman çabuk söyle! Bir itirazın mı var?
-Estağfurullah Üstad, ne itirazım olabilir? Anlayamadığım şu: Bu kadar büyülük içinde, soyadınız neden büyük kürek veya uzun kürek değil de Kısakürek?
Necip Fazıl öfkeyle bağırmaya başlar:
-Osmaan! Espri budalası! Bilmiyor musun ki, soyadım bana ecdadımdan mirastır. Kısakürek'i ben seçmedim. Ben, Kısakürek soyadını almak büyüklüğünü gösterdim, anlıyor musun?

(Suffe Kültür Sanat Yıllığı - Necip Fazıl Armağanı 1984 - Sh.576)



KOL BACAK

Bir grupla Milli Türk Talebe Birliği'nin o zamanki yeri olan eski sebze hâlinin üst katında toplandık. Üstad sigarasını tellendirdi. Çeşitli sorular soruldu. Hepsine kısa ve öz cevaplar verdi. Bir ara karateciler takdim edildi. Bu kara kuşak, bu sarı kuşak diye sıralanınca, Üstadın sabrı taştı ve lafı kondurdu:
"Takdim ettiğiniz kimseler hep kol bacak cinsinden. Bana kafası olan birini getirin. Ben bunlardan anlamam!."

(Abdülkadir Abdulselamoğlu - Doğumunun 100. Yılında Necip Fazıl - Kültür Bakanlığı, Güzel Sanatlar Genel Müdürlüğü Yayınları)



HİLKAT GARİBESİ

Son zamanlarda yazdığım birkaç mesajda değindiğim, Mehmed Niyazi'nin Dahiler ve Deliler isimli kitabının 283 ve 284. sayfalarından şu alıntıyı yapmak istedim. Olay Ötüken yayınlarının kurucularından birisi olan Niyazi - ki Mehmed Niyazi Özdemir'in ta kendisidir -, kitapta ismi zikredilmeyen başka bir yayınevinin kurucusu olan Yusuf ve Üstad arasında geçiyor.

Birgün Necip Fazıl'a giderlerken otobüste Niyazi ile Yusuf karşılaştılar. Beraber gittikleri için, ikisine de aynı günde gelmelerini söyledi. Onlar da beraber gidip gelmeye başladılar.

Sözleştikleri vapura Niyazi trafik sıkışıklığından dolayı yetişemedi. Bir sonraki vapurla Kadıköy'e geçti. Necip Fazıl'ın evine geldiğinde, başında büyük, beyaz bir hasır fotör bulunan Yusuf put gibi dikiliyor; aşırı bir şekilde terliyordu. Dışarda kavurucu bir güneş vardı; Niyazi de onun altından geliyordu; ama Yusuf kadar etkilenmemişti. Camdan dışarıya bakan Necip Fazıl'ın yüzünden düşen bin parçaydı. Umulmadık bir şey cereyan ettiğini Niyazi sezmişti; ama ne idi?... Necip Fazıl biber gibi keskin bir sesle ağır ağır söylenmeye başladı:

- Adam olmanız için daha başka ne yapmam lazım; anlayamadım ki?

Yusuf "Üstadım" der demez, Necip Fazıl ona döndü:

- Sus! Öyle dikil! Kıpırdama!

Esas duruşa geçen Yusuf kıpırdamıyordu. Ne olup bittiğini anlayamayan Niyazi de iyice şaşırmıştı. Necip Fazıl, Niyazi'nin yanına yaklaştı.

- Ben bir şövalyeyim; düşmanlarıma karşı kılıcı ben sallıyorum; atı ben tımar edip eyerliyorum; hatta mutfakta bulaşıkları ben yıkıyorum. Davanın sanatıyla, tefekkürüyle, aksiyonuyla, her şeyiyle uğraşıyorum. Bir arpa boyu yol alamadığımızı görünce bunalıyorum. Ben de sinir taşıyorum. - Yusufu göstererek- Şu hale bak! Bir insan palyaço olayım dese, bu kadar beceremez. Balkonda dikiliyordum; karşıda bir mantar peydahlandı. Dikkat ettim. - İşaret parmağını kaldırıp, sağ elini kendine doğru yaklaştırarak- müteharrik bir mantar; eve doğru geliyordu.

Niyazi, gülmemek için kendini zor tutuyordu; Necip Fazıl tasvir edince, Yusuf'un komikliğini iyice kavradı. Kısacık boyu ile başına oturttuğu, büyük, beyaz bir Meksika fotörünün görünüşü bundan daha güzel, daha çarpıcı nasıl tasvir edilebilirdi! Necip Fazıl aynı sinirlilikle devam etti:

- Yaklaşan hilkat garibesi dikkatimi çekti. Fotârün altından bu bacaksız çıkmaz mı? Sizinle mi yeni bir insan tipi üreteceğiz? Estetik zevki olmayan bir insan neye yarar? İçinde bulunduğu ortama azgın fil sürüsüyle mukayese edilemiyecek oranda zarar verir. Hadi, şimdi defolun; daha fazla asabım bozulmasın!

(Foruma Ekleyen: Trradomir)



ÇÜNKÜ SİZ YAPMADINIZ

Necip Fazıl’la yakınlığı ve dostluğu olan Prof. Ayhan Songar, Üstadla bir sohbeti sırasında, ona televizyonda yaptığı programı seyredip seyretmediğini sormuş.
Necip Fazıl:
— Gördüm, demiş.
Ayhan Songar:
— Tabii beğenmediniz, diye eklemiş.
Necip Fazıl şaşırmış:
— Nereden anladın?
— Çünkü siz yapmadınız...



ÇAPLI DÜŞÜNCE

Üstadın Müdafaalarım'ında geçiyor.
Yıl 1939... Çankaya'nın kalemşoru Falih Rıfkı Atay, Caddebostan'daki villasına Necip Fâzıl'ı yemeğe davet eder. Bir ara sofrada şöyle der:

"Yahu, Necip Fazıl senin tarzında, senin çapında bir adam, nasıl Müslüman olur?"

Üstadın cevabı, anlayana zehir zemberek:

"Benim çapımı geç. İnsanın çapı yükseldikçe Müslümanlığa bağlanmak ve ondan başka hiçbir şey tanımamak şansı artar."


BAB-I ÂDÎ

Benim "Bab-ı âdî" dediğim yer... Kuruluşundan bugüne tamamen bize zıt bir müessese... Tanzimattan beri, birkaç sözde ismi Türk ve müslüman insan... Fakat hakikatte yahudi sermayesi, emperyalizm dâvası, âdet ve an'anemizi bozma gayesi ve onun plânı... O matbuat o gün bugün terakki ede ede gelmiştir.

Bir gün, bir gazete, benim için "İşte, sen ancak on - onbeş bin satarken biz yüzbin satarız!.." gibilerden bir yazı yazmıştı.
Cevap verdim:
"Sen yüzbin değil, beş milyon da satabilirsin. Beş milyon fahişe işleten bir umumhane beş milyon kişinin vicdanına hükmettiğini iddia edemez!.. Ama benim onbeş bin kişim, öyle onbeş bin kişi !

(Yolumuz, Halimiz, Çaremiz Konferansından)



ASKER FİKİRDEN ANLAMAZ

Yahya Düzenli, Üstâd'ın anıldığı bir panelde anlatıyor:

Üstat, 1960’larda Amasya’da bir konferansa geliyor. Salon tıklım tıklım dolu… Üstat konferansını verirken bir tanesi itiraz ediyor. İtiraz eden ayağa kalkıyor. Üstat soruyor:
-“Kimsiniz?” İtiraz eden:
-“Ben buranın Alay Komutanıyım” diyor.
“Peki, buyurun oturun” diyor.

Üstat konferansa devam ediyor. Öylesine asabi bir mizaca da tabii tahammül etmesi mümkün değil. Dinleyiciler kendini kaptırmış konuşmanın büyüsüne. Üstat tekrar soruyor:
“Kimdi o itiraz eden?” İtiraz eden ayağa kalkıyor:
“Benim” diyor. Üstat bakıyor:
“Peki, oturabilirsiniz” diyor.

Üstat konuşmasına tekrar devam ediyor. Üstat üçüncü kez soruyor:
-“Kimdi o itiraz eden?” İtiraz eden tekrar ayağa kalkıyor:
“Benim” diyor. Üstat:
“Peki, oturun” diyor.

Ondan sonra üstat salona dönerek şu cümleyi söylüyor; “Asker fikirden anlamaz, emir verip kaldıracaksın, emir verip oturtacaksın.”




ALLAH'IN BİLDİĞİNİ KULDAN SAKLAMAMAK!

Kayseri'deydik, Büyük Doğu teşkilatında... Bir adam getirdiler, "şununla iki kelime konuş!" dediler bana... Adam geldi. Elinde sigara, Ramazan günü... Anladım ne tip olduğunu...

Hitap ettim:

"- Sigaranı at da öyle gel karşıma!"

Gayet ucuz bir formülü vardır bu işin... Günün hemen bütün formülleri gibi...

O da aynı şekilde cevap verdi:

"- Allah'ın bildiğini kuldan niye saklıyayım?"

Bu umumî formül...

Devam ettim:

"- Allah senin tenasül aletin olduğunu da biliyor. Niye saklıyorsun?"

Bozuldu, kala kaldı, hiçbir şeye aklı eremedi. "- Senin bu susman mağlûp olman değildir. Şimdi seni mağlûp edeyim dedim; Allah'ın bilmediği bir şey olabilir mi?.. O her şeyi biliyor. Yalnız senin, Allah'ın bildiğini, yalnız ondan af dileyerek ona tahsis etmen ve onun bildiği şeyi ortaya açıkça, hayâsızca dökmemeni gerektiren bir fakülteye malik olman lâzım... Sen bundan da mahrum bir bedbahtsın!.."

Necip Fazıl Kısakürek, Batı Tefekkürü ve İslam Tasavvufu isimli konferansından iktibastır...


KURANA GÖRE EVRİM TEORİSİ

Süleyman Ateş'in 'Kuran'a göre Evrim Teorisi var' diye bir yazı çıkarması üzerine Necip Fazıl :

"Maymunun insandan geldiği iddasında bu adam şöyle bir vesika gösterebilir: "Bana bakın da insanlardan neler gelebileceği üzerinde ibretle düşünün; ve artık maymunun da insandan gelmiş olduğunu kabul edin !

TRENİ KAÇIRMAK

Üstad Yenilgi ve mağlubiyeti kabul etmezdi. Bir gün bir tren istasyonunda onun sinirli sinirli gezdiğini gören bir hayranı (bazı rivayetlere göre onu sevmeyen biri) sorar:
- Ne oldu Üstad, treni mi kaçırdınız?
Üstad böyle bir ithamı kabul eder mi? Treni kaçırmak bir eksiklik, bir yenilgidir.
- Kovdum gitti, der.



İBRET

İstanbul'da binler toplanmış, ÜSTAD kürsüye çıkıyor ve mübarek ağzından şu ibret verici sözler diziliyor:
( AYA GİDEN, YILDIZA GİDEN MİLLETLERE İMRENEN EY TÜRK GENÇLİĞİ ! YİRMİ YAŞINDAKİ FATİHİN AHLAK FEZASINDAN DÜŞTÜĞÜNÜZ BU GÜNKÜ ÇÖPLÜĞE BAKIN VE UTANIN ..! )

Logged

Ahmet Tarık
Aktif Üye
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 3610


Ya Rabbi, beni sevdiklerinin yolundan ayırma...


« Yanıtla #1 : 11 Ocak 2010, 00:39:05 »


İstanbul'da binler toplanmış, ÜSTAD kürsüye çıkıyor ve mübarek ağzından şu ibret verici sözler diziliyor:
( AYA GİDEN, YILDIZA GİDEN MİLLETLERE İMRENEN EY TÜRK GENÇLİĞİ ! YİRMİ YAŞINDAKİ FATİHİN AHLAK FEZASINDAN DÜŞTÜĞÜNÜZ BU GÜNKÜ ÇÖPLÜĞE BAKIN VE UTANIN ..!


acaba bu günkü gençliği görse ne derdi..
Logged



 
 
Sayfa: [1]
Hayatname.com  |  Hayat Bilgisi  |  Genel Kültür  |  Kültür & Edebiyat  |  üstâd Necip FazıL Kısakürek'ten nükteLer « önceki sonraki »
    Gitmek istediğiniz yer: