Otoray Yolculuğu..
 

Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
21 Ekim 2014, 16:31:02
79377 Mesaj 10742 Konu Gönderen: 1453 Üye
Son üye: disiaslan
Hayatname.com  |  Hayat Bilgisi  |  Genel Kültür  |  Kültür & Edebiyat  |  Otoray Yolculuğu.. 0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte. « önceki sonraki »
Sayfa: [1]
Gönderen Konu: Otoray Yolculuğu..  (Okunma Sayısı 2646 defa)
çubuk
gece kuşu
Emektar
Aktif Üye
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 2023



« : 24 Ocak 2009, 05:30:08 »

Niğde’ye yaklaşıyorduk...

   Yanımda oturan bir Niğde’li, şehrin eteğini saran ağaç kümeleri arasında pek iyi seçemediğim bir noktayı işaret etti.
Faruk Nafız’ın hanı, dedi.

   Büyük şairin han sahibi olduğu günleri de inşallah görürüz. Fakat yol arkadaşımın bana gösterdiği bina, sadece Faruk Nafız’ın unutulmaz "Han Duvarları" şiirinde tasvir ettiği han idi.

   Kıyafetinden anlaşıldığına göre Niğde’li arkadaş bir esnaf, yahut işçi idi. Böyle olmakla beraber Han Duvarlarını ve Faruk Nafız’ı biliyordu. Daha garibi trende ilk gördüğü yabancının bu şiiri, şiirde tasvir edilen hanı ve Faruk Nafız’ı tanımamasını kabul etmiyor, ateş ve su nevinden herkesce malum şeylerden bahseder gibi iki kelime ile bana maksadını anlattığına inanıyordu. Güzel şiirin kudreti... İyi yazılmış bir manzum hikayeye koskoca bir hanı, koynundaki tapu senedine rağmen asıl sahibinin elinden alıyor, Faruk Nafız’e mal ediyordu.  Kahkaha

   Mamafih, arabamızda ayakta duran ve bizi dinleyen uzun boylu bir sakallının Yok, yahu...o han falanındır diye öteki mal sahibinin hakkını da ziyadan kurtardığını itirafa mecburum.
                                                

                                                       *
   Niğde ile Kayseri arasındaki yolu, Faruk Nafız’ın İstiklal Muharebesi senelerinde, kona göçe üç günde aştığı o uzun mesafeyi, ben, bugün otoray denen yeni icat bir alet içinde, adeta uçarak geçiyorum .

   Akşamın beş buçuğunda daha Niğde İstasyonu’nda kahve içiyordum, sokak fenerleri yanarken Kayseri’de olacağım.Bisikletin ilk icadı zamanlarında ona verilen şeytan arabası ismini bu otoraya saklamak lazımmış! Fakat, ikisi arasında adeta nalınlı adam ile patenli adam farkı var. Otobüsün mütemadiyen taşla, toprakla boğuşmasına mukabil otoray, cilalı çelik raylar üstünde yağ gibi kayıyor.
   Ulukışla ile Kayseri arasında günde iki sefer yapan bu arabaların, birinci ve ikinci sınf yolcuları için, şoförün arkasında dört maroken koltuğu, camekanlı bir kapı ile buradan ayrılan geri tarafında da demokratlara mahsus, yirmi otuz kişilik kanepesi var.
   Bazı şakacı yolcular lüks kısmına Lordlar Kamarası, ötekine Avam Kamarası adını takmışlar.
   Bu otoray, yolları adeta çocuk oyuncağına çevirmiş. Mesela Kayseri’liler bizim Ada vapurları biletinden daha ucuz bir para ile günübirliğine Bor bahçelerinde eğlenmeye gidiyorlar.
   Şoför, daha doğrusu makinistin bana anlattığına göre Adana ve Kayseri’de oturan iki akraba, mesela bir ana kız, Pazar sabahları bulundukları yerden hareket ediyor, öğleyin Ulukışla’da birleşiyorlar, akşama doğru yine evlerine dönüyorlarmış.
   Bu seyahat, artık yolculuktan usandığım bir zamana rastlamış olmakla beraber beni atlıkarıncaya binmiş bir bayram çocuğu gibi eğlendiriyordu. Otoray, son derece munis dekor arasından akıp giderken kah makinistin omuz başından önümüzdeki yola, kah arkaya geçerek akşam ışıklarıyla sararıp kızaran ovalara bakıyordum.
   Yeni bir icat yalnız manzaraları ve hayatı değiştirmekle kalmıyor, duygularımıza, dünyayı görüş tarzımıza da tesir ediyor.
  Yolculukta akşam, insanın gayri ihtiyari garipsediği, kendini karanlık düşüncelere bıraktığı saattir. Halkın akşam garipliği terkibiyle anlattığı bu duyguda kendimizi uçsuz bucaksız mesafeler arasında kaybolmuş hissetmemizi, arkada bıraktığımız uzağı bir daha görmek şüphesinin, öndeki uzağa yetişememek korkusunun elbette bir payı vardır. mesafelere hakim olmak emniyeti işte bu şüphe ve korku mefhumunu kaldırıyor, insana bu geniş ovalarda kendi mahallesinde, evinin bahçesinde, dolaşmak hissini veriyor.
   Faruk Nafız?
  "Dönmeyen yolculara ağlayan yaslı yollar"  diye anlattığı bu yolu, vaktiyle bir yaylının şiltesine uzanarak, kendini tekerleğin sesine kaptırarak geçmiş olmasaydı da benim bindiğim otoray içinde tayyarede gibi geçseydi bu acı gurbet şiirini bilmem yazabilir miydi?
   Yeni edebiyatlarda romantik hüzün ve "spleen'in gide gide kaybolmasında bu yeni icatların bir tesiri olsa gerektir.


  REŞAT NURİ GÜNTEKİN
    (Anadolu Notları’ndan )
Logged

...melali anlamayan nesle aşina degiliz...
şehzaade
Aktif Üye
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 25


« Yanıtla #1 : 10 Ağustos 2009, 12:02:27 »

 Kesinlikle çok güzel bir yazı. Edebiyat budur.  Gülümseme
Logged
Sayfa: [1]
Hayatname.com  |  Hayat Bilgisi  |  Genel Kültür  |  Kültür & Edebiyat  |  Otoray Yolculuğu.. « önceki sonraki »
    Gitmek istediğiniz yer: