BİR DOSTLUĞU TASIMAK . . .
 

Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
24 Mayıs 2012, 12:43:39
79063 Mesaj 10725 Konu Gönderen: 1295 Üye
Son üye: selcen
Hayatname.com  |  Hayat Bilgisi  |  Genel Kültür  |  Kültür & Edebiyat  |  BİR DOSTLUÄžU TASIMAK . . . 0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte. « önceki sonraki »
Sayfa: [1]
Gönderen Konu: BİR DOSTLUÄžU TASIMAK . . .  (Okunma Sayısı 228 defa)
karanfil
Aktif Üye
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 43



« : 04 Nisan 2009, 16:44:40 »


Yüklü katırlarla gelirlerdi... yükleri kimi zaman odun olurdu, kimi zaman ceviz, üzüm, elma, armut, çiriÅŸotu... yakın akrabalar gelmiÅŸ gibi sevinirdi anam... ve onları sevgiyle karsılardı babam... bize özel hediyeler getirirlerdi... bir çift yün çorap, bir sepet karışık meyve, tiftikten örme bereler... mevsimine göre... önce hal hatır sorulur, gelemeyenler niçin gelemedi izahat verilir, ölenler varsa hayırla yad edilirdi... yüklerini satıncaya kadar kalırlardı evimizde... misafir odamız onlara ayrılır, üç öğün yemek çıkarılırdı... akÅŸamları birlikte çay içilip sohbet edilirdi... katırları ahırlara konulur, tımar edilirdi, yemi, suyu verilirdi... gündüzleri mallarını satmak için sokakları gezerlerdi... bazen de bir agaç altına tabla kurarlardı... mevsim sonbaharsa, odun satmaya gelmiÅŸlerse camiye girerler,hayvanları sadırvanın  yanındaki aÄŸaclara baglayıp namaza dururlar, cemaatten biraz önce çıkıp müşteri beklerlerdi... katır sırtında duran odunu begenen alıcı, ''sür bizim eve!'' derdi... alıcı önde, onlar arkada giderlerdi...
 
en çok ceviz satma usulleri hoşuma giderdi benim... iki ellerini torbaya daldırır her ele bes ceviz alıp müşterinin kabına koyarlar, onar onar sayarlardı... sadece para almazlardı para olarak... bulgur, bugday, arpa, nohut, fasülye gibi kendilerine lazım olan tahılları da kabul ederlerdi... yaban erikleri de güzeldi kuskusuz, ama ben en çok üstü kahverengi beneklerle süslü sarı elmaları severdim... çirişotu kokusunada bayılırdım. torbaların üstüne kekik, sümbül koyarlar, yüklerini indirirken onları bana verirlerdi... kimdi bu insanlar? niye bize geliyorlardı her yıl, her mevsim? ne zamandır tanısıyordu anam, babam? aklım ermeye baslayalı merak edip duruyordum.
 
anama sordum bir gün... hayretle baktı yüzüme, ''tanrı misafiri işte... ne lazım gerisi...'' dedi... ''akrabalarımız mı onlar?'' dedim. kaşlarını çattı anam, ''ille de akraba mı olmak lazım misafir gelmek için!'' dedi ''ne zamandır geliyorlar peki?''
 
''zaman'' kelimesi anamın hatıralarını canlandırdı sanırım... gözünü ocaktaki atese dikerek, ''ben gelin olalı beri gelirler...'' diye basladı anlatmaya. ''daha evvelde gelirlermiş... önce dedeleri, sonra babaları, şimdide kendileri geliyorlar... uzaktır köyleri, dört bes saat yürürler... daglı bunlar... tahıl yetişmez oralarda... düz ova, verimli tarla ister... amma meyvesi boldur, ormanı vardır daglık yerlerin... ellerinde olanı getirip satıyor, olmayanı alıp gidiyorlar işte...'' tarhana çorbası pişiriyordu bunları anlatırken, bir yandan da kazanı karıştırıyordu çomçayla...
 
''bizi nasıl tanımışlar,ilk defa nasıl gelmişler?'' dedim. ''dedenin asker arkadasıymış dedeleri... deden davet etmiş,gel misafirim ol, malını satar, ihtiyacını görür gidersin,demiş... arkadası da çıkıp gelmiş... bir nesli de peşinden sürüklemiş... oğulları, torunları, elli yılı aşkın zamandır gelir giderler. sadece mal satmak için de değil... düğün, bayram, ölüm... insanın basına bin türlü hal gelir ya... hiçbirini ihmal etmezler...'' ''ana, senin için zor olmuyor mu yemeklerini yapmak, çamasırlarını yıkamak, hayvanlarını savurmak..?'' anam, misafirleri hakkında ileri geri sorular soran münasebetsiz oğlundan utanır gibi çevirdi yüzünü ''bu da sorulur mu?'' dercesine... sonra kaşığı tutuşturdu elime, ''yanımda zevzeklik edeceğine al şu çorbayı karıştır!'' dedi...
 
BÖYLEYMİŞ ESKİ ZAMANLARDA... BAYRAK TASIR GİBİ DOSTLUK TASIRMIS İNSANLAR... SEVGİLER AKAR GELİRMİŞ DEDEDEN TORUNA.... BİR KAHVENİN KIRK YIL HATIRI VARMIŞ... ''VEFA'' DİYE BİR KAVRAM YAŞARMIŞ... İNSANLAR DAHA BİR İNSANMIŞ...
 
önce babam gitti o dönülmez yola... onlar yine geldiler kapımıza dek, ama eşik atlamadılar, hediyelerini bırakıp gittiler dul anamın ellerine... anam, her gelişlerinde agladı eski günlerini hatırlayarak, bürgüsüne sildi gözyaşlarını... sonra anam da gitti öte diyara... gelmez oldular bizim haneye... belki de geldiler de beni bulamadılar... ben yoktum... bayrak düştü... benim ellerimde can verdi vefa...
 
 
                                                                           Ã¶mer sevinçgül
Logged
Sayfa: [1]
Hayatname.com  |  Hayat Bilgisi  |  Genel Kültür  |  Kültür & Edebiyat  |  BİR DOSTLUÄžU TASIMAK . . . « önceki sonraki »
    Gitmek istediÄŸiniz yer: