mstf
Gam değildir gide dünya kala din;. Gam odur ki; kala dünya gide din
Aktif Üye
Offline
Mesaj Sayısı: 65
|
 |
« : 04 Nisan 2011, 22:31:43 » |
|
24 Aralık 1999 tarihinde yazdığım "Asker koğuşundaKur'an Tefsir olunur mu?" başlıklı yazım müessif bir kazaya uğradı;"sekr-i savm" deyip geçelim ve merhûm Akif'in âilesiyle ilgili bilgilerverip önce kendi eksiklerimizi tamamlayalım. En önemlisi şu:
Âkif merhûmun hem küçük kızı Suad (92 yaşında), hem de küçük oğlu Tahir de(83 yaşında) hayatta! Âkif'in hiç erkek torunu olmamış... Üç kızından(ikişerden) altı torunu olmuş; hepsi de kız. Gerçi onlardan erkektorunlar dünyaya gelmiş, ama ne ilginçtir ki aralarında kendisine büyükdedesinin (ÂKİF'in) ismi verilen bir tek torun bile yok! Her neyse biz,Emin Ersoy'un hüzünlü hikâyesine dönelim.
Edirnekapı'daki buluşmanın âkibetini henüzöğrenemeden karaladığım şu satırları okuduğunuz gün, Akif'in vefatyıldönümünün üzerinden bir gün, evet ne yazık ki sadece bir gün geçmişolacak...
1) Yıl 1966... mekân Milliyet gazetesi... anlatan Çetin Altan...
- Bir öğle sonrası... Bayram içeri girdi, "Sizi biri görmek istiyor" dedi. - Buyursun... İçeri traşı uzamış, üstü başı bakımsız, yaşlıca, çelimsiz bir adam girdi. Hazırolu andıran bir duruş ve hafif bükük bir boyunla: - Bendeniz, dedi, Mehmet Akif'in oğluyum...
Bir anda ne olduğumu şaşırdım ve nasıl şaşırdımbilemezsiniz. Eski bir dostluk havası yaratmak istercesine: "Oooobuyurun buyurun, nasılsınız..." türünden bir yakınlık göstermeyeçalıştım. O tavrını bozmadı: "Rahatsız etmeyeyim" dedi; "Sizden ufakbir yardım rica etmeye gelmiştim..."
Gökler mi tepeme yıkıldı; yer mi yarıldı da, benmi yerin dibine geçtim; doğrusu fena allak bullak oldum... Ve tekyapabileceğim şeyi yaptım, cüzdanımı çıkarıp uzattım. O, bükük boynuyla: "Siz ne münasip görürseniz" dedi. Cinnet cehennemlerinin tüm yıldırımları düşüyorduyüreğime. "Durun bakalım neyimiz varmış" gibilerden cüzdanı açtım;içinde ne varsa çıkardım, -fazla bir şey de yoktu- elimde tuttum. Biriki adım attı. Sanırım sadece bir 10, yahut 20 lira aldı...
- Çok çok teşekkür ederim, rahatsız ettim, dedi ve çıktı.
Aradan bir ay geçti geçmedi; gazetelerde küçük birhaber ilişti gözüme: Beşiktaş'daki çöp bidonlarından birinde MehmetAkif'in oğlunun ölüsü bulunmuştu... Çetin Altan böyle anlatıyor...
Osman YükselSerdengeçti ise 8 Şubat 1967'de Emin Âkif Ersoy'un ölüsünün bir kamyoniçinde bulunduğunu anlatıp feryâd etmişti sıcağı sıcağına...
Bu sefer hikâyenin karanlık kalan kısımlarını,vefatından beş yıl sonra (1972'de) kaleme alınan başka bir yazıdanistifadeyle aydınlatmaya çalışacağız:
2) "Askerliğini nefer olarak yaptı ve kıt'asındaasîl bir utanma ile Mehmed Âkif'in oğlu olduğunu sakladı. Terhisindensonra büyük şehir İstanbul'un haneberduşlarından biri oldu. Sabahçıkahvehanelerinde ve hamamlarında yatıp barındı. Yalın ayak dolaşarakşarap, ispirto ve esrar parası için hammallık yaptığını görenlervardır. 1939'da ilk defa İstanbul zâbıtası tarafından bir esrarkeşolarak yakalandı, akıl hastahanesine sevkedildi ve galiba bir suçtanbir müddet de cezaevinde kaldı. Nihayet kendisini bulan bir baba dostutarafından Bursa'da Atatürk Çiftliği Harası'na kâhya olarakyerleştirildi. Evlendi, mazbut bir hayat sürmeye başladı. Fakat1963-1964 yılları arasında işinden çıkarıldı. İstanbul'a döner dönmeztekrar esrara düştü. 1966 başlarında zevcesi vefat edince tekrarkimsesiz kaldı, kendisini âdeta intihar kasdıyla içkiye ve esraraverdi. 1966 sonlarında birkaç ay akıl hastahanesinde kaldı. Kasım1966'da hastahaneden çıktığında, geceleri Tophane'de bir kamyonkaroseri içinde yatmaya başladı. (Çetin Altan'ın yanına bu günlerdegitmiş olmalı.) 24 Ocak 1967'de ise o karoserin içinde ölü olarak bulundu."
Evet, şimdi biraz durup düşünün bakalım: sizce suçlu kim? (28/Aralık/1999)
27 Aralık 1999'da Akif'in kabri başında unutulan birimza defterine -muhtemelen bir kız öğrenci tarafından- yazılan şusatırlar, tüm vicdan sahiplerinin hislerine tercüman olacaknitelikte... -"Üşüyorum... saat dörtbuçuk... iftar vaktiyaklaşmakta... ilk kez geliyorum sana... yanındayım... ilk kez geldiğimiçin utanıyorum... geldim... hâlâ utanıyorum..." Utanmak erdemdir!(25/ocak/2000)
Dücane Cündioğlu'nun Yeni Şakak gazetesinden bazı yazıları...
|