arzum
Aktif Üye
 
Offline
Mesaj Sayısı: 884
Huzur,Huzurunda yaşamaktır..
|
 |
« : 14 Kasım 2008, 20:55:17 » |
|
İskender Pala DOĞDU : 08.06.1958, UŞAK OKUDU : Cumhuriyet İlkokulu, 1969 (Uşak) Kütahya Lisesi, 1975 (Kütahya) İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fak. Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü, Lisans, 1979 (İstanbul) Tez: Câmiu´n-Nezâir -Transkripsiyonlu metin- İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Ens., Eski Türk Edebiyatı A.B.D. Doktora, 1983 (İstanbul) Tez : Aşkî, Hayatı, Edebî Şahsiyeti ve Divânı YÖK, Üniversitelerarası Kurul, Eski Türk Edebiyatı ABD, Doçent, 1993 (İstanbul Üniversitesi) Profesör, 1998 (İ. Kültür Üniversitesi)
ÇALIŞTI 1979-1982 İ.Ü.Edebiyat Fakültesi Türkoloji Seminer Ktp. memuru 1982-1984 Deniz Kuvvetleri K.lığı Deniz Lisesi Komutanlığı´nda teğmen 1984-1986 Üsteğmen 1986-1987 Boğaziçi Üni´de part-time Türk Dili ve Edebiyatı öğretim üyesi 1987-1994 Yüzbaşı, Dz.K.K.lığı Tarihi Deniz Arşivi kuruluş ve faaliyetleri 1994-l996 Tarihi Deniz Arşiv Araştırmaları ve Dz.K.K.lığı yayın faaliyetlerinin yürütülmesi 1996-1997 Öğretim yılı, MSÜ Fen-Edebiyat Fak. Eski Türk Edebiyatı öğretim üyesi ve İSAM redakte kurulu üyeliği 1997 Öğretim yılı İstanbul Kültür Üniversitesi öğretim üyesi
ÖDÜLLENDİRİLDİ Türkiye Yazarlar Birliği dil ödülü, 1989 (Ansiklopedik Divân Şiiri Sözlüğü) AKDTYK Türk Dil Kurumu ödülü, 1990 (Ansiklopedik Divân Şiiri Sözlüğü) Türkiye Yazarlar Birliği inceleme ödülü, 1996 (Şairlerin Dilinden) Aydınlar Ocağı Kayseri Şb. Yılın Edebiyat Adamı ödülü, 2001 YTB Uşak Halk Kahramanı ödülü, 2001
YAZDI Ortaokul ve liseler için Türkçe ve Edebiyat ders kitapları (1990-1997) Osmanlı Deniz tarihiyle ilgili çeviri ve araştırma kitapları (1991-1996) Divanedebiyatının halk kitlelerince anlaşılabilmesi için edebiyat ve sanatdergilerine yönelik vulgarize denemeler, hikayeler, fıkralar (1982 >) Kültür, sanat, edebiyat içerikli gazete yazıları (Zaman, 1993 >)
KONUŞTU Osmanlı Şiir Okumaları, Divan Şiiri Seminerleri adlı halka açık seminerler (1994 >)
DERS VERDİ İstanbul Kültür Üniversitesi´nde öğretim üyesi (1997 >)
BABA OLDU Hilye Banu (1982) Elif Dilasa (1986) Alperen Ahmet (1992)
Sen Gidince Efendim
Sevgili! Sen gitmiştin... Koyup bir başımıza, bırakıp pak ellerimizi, gurbetlerine salmıştın bizi. Yetim kaldık, öksüz kaldık ve ellerimiz kirlendi yokluğunda... Sen gitmiştin... Ayrılıkların dilini hece hece ağlıyoruz şimdi. Akşamlar iniyor dağlara ve hasretimiz yankılanıyor yamaçlarda.
Sevgili! Nasıl iltica edelim sana ; huzuruna nasıl varalım, yalvaralım?!. Ve duyurabilsin mi sesini!?. Efendim, duyar misin sesimizi?..
Sevgili! Sen aşk ikliminde sultan, sen güzellik şahikasında dolunay, sen vefa göğünde hilal. Biz bir bakışının dilencisi, biz dolunay tutkunları, biz bayramı gözleyen oruçlar. Güzellik ordusunun hakanı sen, gam ruzigârinda gedalar biz. Sen imrenme, biz ayıplanma. Sen özüsün varlığın ve biz varlık iddiasında küstah yoksullar. Sen sabah yıldızlarının ışığı, biz gaflet uykusunda kervancı. Dert ve keder denizinde çığlık çığlığayız biz, kumrular ve bülbüller seni bestelemekte oysa. Çığlıklarımızı bestelere karıştırıver efendim, düşkünlerine, savrulmuşlarına kulak ver. İtivermezsin elinin tersiyle bizi, değil mi efendim?..
Sevgili! Sen gitmiştin... Yokluğunda kaybettik önce varlığımızı ve sonra yok eyledik aklımızı da. Hasretinle akan zamanlarda cevherimiz özden, madenimiz mıknatıstan ayrıldı. Sen gitmiştin... Gönüllerimiz billur kadehler gibi çalındı sengsarlara; ırmaklarımız mecralarında susuzluğa mahkum edildi. Sen gitmiştin... Çelik mermere çarptı, iradeye ateş düştü yokluğunda. Hasretinden akıllar yitirildi efendim, gönüller gölgelere düştü. Kucak kucağa güneşlerimiz söndü, dudak dudağa denizlerimiz kurudu ve sen gitmiştin efendim. Sen gitmiştin... Seninle birlikte her şeylerimiz gitti. Şehitlerimiz kefenlerinden sıyrıldı senden sonra; kanlarımız sahralar doldurdu. Kelimelerimiz anlamlarını yitirdi, kutlu erlerimiz tutsak oldu nefis ordularına... Hiçbir şey kazanmadık ayrılığında, efendim, hiç kâr elde edemedik. Aldandık, hep aldandık. Delilimizi yitirdik, delillerimizi yitirdik. Dillerimiz dilim dilim edildi efendim. Bize sevmeyi unutturdular ilkin; sonra sevginin ne olduğunu... Kendi gönlüne ihanet edenlerimiz, gönlün kendisine ihanet ediyorlardı artık. Vurgunlar yedik pes pese efendim... Ve sen gitmiştin.
Sevgili! Sen gitmiştin... Biricik sığınağımız, varlığımızın övüncü, yüz akımızdın. Hayırları söyleyip gitmiştin, biz ser işler olduk. Uzun uzun emellere kapıldık, kapılanıp kaldık umutların kapısında. Yolunda yürümekten üzerimize düşen, baş kaldırdık önce ve sonra yıkılışlar gördük hep efendim. Ellerimiz vardı açıldıkça dolan, uzandıkça verilen; böğrümüzde kaldı ellerimiz. Hanım idik halayık olduk; bay idik köle edildik. Sen gitmiştin... Yanmış igsilerle kara bahtımıza kara resimler çizdiler. Aşk dervişleri avare, pejmürde, hercâyî rüzgârlara kapıldılar, dönüşlerinin ahengini kırdılar. Bölük bölük kadınlarımız, grup grup erlerimiz, demet demet çocuklarımız, kimi güler, kimi ağlarken yitirdiler kendilerini. Ve sen gitmiştin efendim... Sevgili! Hani bir aşk idin, bir güzellik idin sen, güzellikle askın kesiştiği prizmada. Güzelliğin cihanı gösteren bir ayna; aşkın o aynanın cilası idi hani. Güzelliğin olmasa efendim, aşkı hiç bilmeyecekti cihan; aşkın olmasa güzelliği hiç anlamayacaktı. Aşk pazarında mezat hep güzelliğine; güzellik yurdunda yollar hep aşkına durmuştu efendim... Ve sen gitmiştin... Sevgili! Derd ile ağlayandın; hem derde salandın!.. Gönül yurdunda çaresizlerin çaresi, hastaların merhemiydin. Saadetle yasamış, saadet çağını yaşatmıştın. Suretleri ve canları iman ile sen şekillendirmiş, "Lâ" ile "Illa"yi i´câz ile sen dillendirmiştin. Sen gidince, ey sevgililer sevgilisi, güvercinlerimiz tuzaklara esir düştü; Hüdhüdlerimizin mil çekildi gözlerine. Artık düşmanlarımız dostlar arasında; dostumuz düşman içinde. Divanelere döndük, yaya kaldık yolunda. Kendimizi unuttuk, seni bilmez olduk... Sana muhtacız!.. Sana en fazla muhtacız. En fazla sana muhtacız. Uyandır bizi uykumuzdan... Gel ey sevgili! Bir gelişle gel, bir gülüşle gel. Doğ ufkumuza, sar dünyamızı, gir gönlümüze yeniden... Sana muhtacız...
Sana en fazla muhtacız...
GÖZLERİ YIKAMALI BAŞKA ŞEKİLDE GÖRMELİ
Efendimiz,Ömer?e diyordu ki: ??Ben sana herkesten daha sevimli olmadıkça imanetmiş sayılmazsın!??. Ayet de diyordu ki:??İman edenler Allah?ı dahaşiddetle sever!??. Bilindiği gibi aşk kelimesinin bir anlamı da ??sevgide ölçüyü aşmak, sınırın ötesine geçmek?? demektir. Her aşk,sevginin dozu çoğaltılmış drajeleridir. Bu yüzden her sevgi aşkaolamaz; ama aşk mutlaka damıtılmış sevgidir. Arifler katında aşkadüşen kişinin dört hali vardır: Kabz (tutukluk, sıkıştırılmışlık hissive hesaba çekme), bast ( açıklık; zihnin açık, gönlün şen olması), sekr( sarhoşluk, kayıtlardan ve alakalardan kurtulup yalnızca sevgi ileoluş, onda kendini yitiriş hali) ve sahv (ayıklık, kendinden geçenaşığın yeniden kendine gelmesi). Âşık kabz halindeyken bir türlüdavranır, bast halindeyken bir türlü. Sekr halindeyken bir türlükonuşur da, sahv halinde belki konuşmayı bile istemez. Aşkın enaşkın ve taşkın hali sekrdir. Sekr halinde âşık ne yaptığını da nesöylediğini de bilmez. Burada bilinçsizlik değil, iradesizlik sözkonusudur. Belki önce kâmil, ardından vasl ve nihayet fani olmuş biraşığın özle ve özenilesi hali söz konusudur. İşte bu yüzden sekrhalindeki aşığa yaptıklarından ve söylediklerinden dolayı sorgu sualcaiz olmaz. Sarhoşa yalpalama denilebilir mi? Belki neden içki içipsarhoş oldun, denilebilir. Çünkü sarhoş olduktan sonra kişi kendinehâkim değildir. Bilakis aşk ona hâkimdir. Aşkın hâkimiyeti insanı sekresürüklediği gibi, irade de aşkı giderip kişiyi sahv haline döndürür.Aşk sekr halindeyken ağızdan çıkan şath (şathiye, paradoksal söylemler,görünüşte küfür ve saçmalık gibi görünen ama yorumlandığı vakit derinanlamları olan sözler) yüzünden sorguya çekilemeyeceği gibi sahvhalinde iken de bu söylediğini yalanlamaz. Çünkü bunlar aşığı değilbizzat aşkın çıkarımları, sevgide aşırı gitmenin sonuçlarıdır. Öyle kibu ileri gidiş, aşığı maşukta kaybeder, seven ile seveni aynileştirir.Seven kendisini sevilende yok edince sevilenin kimliğine bürünür. İşteHallac?ın ?? Enelhakk?? demesi de, Bistami?nin ?? Subhani ma?azama şani?? demesi de, hatta Nesime?ye atfedilen ?? Leyse fi cübbeti illa?llah??sözü de, Yunus?un ??Ete kemiğe büründü/Yunus diye göründü?? dizeleri debu bakımdan hor görülemez, bu sözlerinden dolayı bu âşıklarsorgulanamaz. Belki onlara sorulması gereken soru ?? neden böylesöylediniz??? değil de ??neden sırrı açığa vurdunuz??? biçimindeolmalıdır. Çünkü aşk içinde sır gerektir ki, hakikat yolunu göstersin.Bu açıdan bakıldığında, onarlın bu sözleri ile ?? La ilahe ill-Allah??demek arasında bir fark bulunmaz. Ama eğer aynı sözleri sahv halindeiken söylemiş olurlarsa o vakit küfürleri icap eder. Nitekim Hallac?ınEnelhakk sözü Firavun?unun ağzından da çıkmıştır; ama bu defa ?? BenHakk?ım!?? yerine ?? Ben Tanrıyım!?? anlamına bürünmüştür. Bütünbunlardan sonra düşünmek ve görmek lazımdır ki, seven de sevilen deyalnızca O?dur. Sevindirir diye de ummamız işte ondan!...
İSKENDER PALA
|