“Ölüm, ölene bayram, bayrama sevinmek var.
Oh ne güzel, bayramda tahta ata binmek var.”

“Öleceğiz, müjdeler olsun, müjdeler olsun
Ölümü de öldüren Rabb’e secdeler olsun.”
“Ölüm güzel şey, budur perde ardından haber.
Hiç güzel olmasaydı, ölür müydü Peygamber!”
Şair, ölümün yüzündeki bu korkunç görünümün bir maske olduğunu, bunun altındaki şirin simayı, iman gözüyle görmüş ve göstermiştir. İman, ölümden korkan şairi ölümü aşk ve şevkle arzulayan şair haline getirmiştir:
“Rahminde cemiyetin ben doğum sancısıyım.
Mukaddes emanetin dönmez davacısıyım.”
Daha önceleri, gecelerden ve kaldırımlardan medet uman şair artık dertlere derman sunan bir dava adamı olmuştur. Artık büyük emanetin bir hadimi olarak görür kendini. İman, ona öyle bir azim ve kararlılık vermiştir ki, kendini bu yolun ne olursa olsun dönmez yolcusu olarak görmüştür.
“Yokuşlar kaybolur çıkarız düze,
Kavuşuruz sonu gelmez gündüze.
Sapan taşlarının yanında füze,
Başka alemlerden farkımız bizim.”
Şairdeki değişim büyüktür. İçinde karamsarlık yerine büyük bir ümit vardır. “Gecenin ardında yine gece var” diyerek ümitsizliğin derinlerinde gezen adam gitmiş, “Kavuşuruz sonu gelmez gündüze” diyerek ümidin zirvesinde koşturan bir adam gelmiştir. Kavuştuğu güzelliklerin farkındadır. İmanı ona öyle bir dünya vaat etmiştir ki; bu dünya başka hiçbir hayat görüşü ve felsefesiyle ölçülemeyecek kadar güzel ve eşsizdir:
“Tohum saç, bitmezse toprak utansın.
Hedefe varmayan mızrak utansın.
Hey gidi küheylan koşmana bak sen.
Çatlarsan doğuran kısrak utansın.”
İman, şaire aynı zamanda büyük bir hamle adamı olma şuuru da vermiştir. Öyle bir hamle ve aksiyon adamıdır ki çevresindeki hiçbir menfîlik onu yapacağı işlerden vazgeçiremez. O, yapacağı işlerin neticesine bakmadan yapılması gerekeni yapacak kadar şuur sahibidir artık. Mühim olanın, kendisine düşen vazifeyi hakkıyla yapmak, gerisini düşünmeden yoluna devam etmek olduğunu kavramıştır:
“Mehmed’im sevinin başlar yüksekte.
Ölsek de sevinin, eve dönsek de.
Sanma bu tekerlek kalır tümsekte.
Yarın elbet bizim elbet bizimdir.
Gün doğmuş gün batmış ebet bizimdir.”
Ümit ve şevkin zirveleştiği noktadır bu dörtlük. Zindanda bütün imkanlardan yoksun halde bile etrafa aşılanan şevk ve ümit… Şair daimî mekanı olmuş zindanlardan birindedir. Oğluna Türk şiirinin eşsiz şiirlerinden birini “Zindandan Mehmed’e Mektup”u yazar. Bediüzzaman’ın ifade ettiği gibi, hakiki imanı elde eden bir adam olarak, bu nimeti tadamamış saraylardaki nasipsizlerden daha hürdür. Öyle ki içerden dışarıya enginlik, ümit, aşk ve şevk saçar. Sadece dışarıya değil yakın ve uzak istikbale kadar gider bu ışık.
Sıkıntı ve kuruntularıyla kendini hayatın geçici zevklerine verip perişan eden bir adam, iman nuruyla, büyük yığınların dert ve ızdırabına çareler üreten büyük bir dava adamına dönüşmüştür. Hem öyle bir dava adamı ki, tek başına devrin bütün güçlerine kafa tutan, hakikatleri haykırdığı Büyük Doğu mecmuası her çıktığında hapse düşen ve hapisten her çıktığında tekrar büyük bir azimle mecmuasını yeniden çıkaran bir dava ve aksiyon adamı.

“Garip geldik gideriz, rafa koy evi barkı.
Tek, dudaktan dudağa geçsin ölümsüz şarkı.”
Kaynak