osmansahin
..::Osman Şahin::..
Aktif Üye

Offline
Mesaj Sayısı: 375
İlla Edep İlla Edep....
|
 |
« : 18 Mart 2011, 22:56:58 » |
|
İbrahim İlhan ZİNDE Sosyal Gelişim Derneği Y.K.Üyesi Son yıllarda, dış kaynaklı fonlar kullanarak sosyal,kültürel ve siyasi projeler üretmek ve uygulamak adeta bir moda haline geldi.Eskiden toplumun ihtiyaç duyduğu mal ve hizmetlerin üretimiminde ;Kamu Sektörü ve Özel sektör iki ana unsurdu.Yakın zamanlarda Sivil Toplum Kuruluşları (STK) ya da Gönüllü Kuruluşlar,uluslar arası tanımla Non Govermental Organisations (NGO) �Hükümet Dışı Örgütler , Kamu ve Özel sektörün kapsama alanı dışında kalan geniş bir sosyo-kültürel alanda etkin olmaya başladılar.Buyüzden Sivil Toplum Kuruluşlarının oluşturduğu bu alanı tanımlamak için ‘’Üçüncü Sektör’’ denilmiştir
Şimdilerde ise;bu üçüncü sektörün gölgesinde bir ‘’Dördüncü Sektör ‘’ oluşmaktadır.Oluşan bu yeni ve parlak(!) sektörün ayırdedici özelliği; Sivil Toplum Kuruluşu adı altında Uluslar arası bazı kurum ve kuruluşların,şirketlerin, devletlerin hatta devletler birliği yada birleşik devletlerin resmi memurları gibi buralardan ödenek,fon,destek,hibe ,yardım,fikir .... alarak gerek ülke içinde gerekse ülke dışında irili,ufaklı birtakım projeler yürütmeleridir. Bu sektörde yer alan kuruluşların diğer bazı ayırdedici özellikleri ise,kendilerini ‘’Kitle Örgütü’’olarak lanse etmelerine rağmen,arkalarında bir kitle olmayışı ve yine kendilerini Gönüllü Kuruluşlar kategorisine sokmalarına rağmen ,her kademede çalışanların ve yönetenlerin çoğunlukla ‘’profesyonel’’ olmalarıdır.Dış kaynaklı fonlarla gelişmekte olan bu sektörde,STK kuruculuğu ve yöneticiliği bir meslek haline gelmiştir.
Dış kaynaklı fonlarla,dış kaynaklı fikir , ideal ve projelere hizmet etmek eskiden ajanlık olarak ,casusluk,vatana ihanet,satılmışlık gibi keskin tabirlerle ifade edilirken;bugün bu işleri yapanlar çoğunlukla saygın birer Sivil Toplum çalışanı,yöneticisi,uzmanı,sözcüsü,sponsoru olarak arzı endam ediyorlar. Artık gizli değil açık,daha ucuz,tehlikesiz,yaygın ,saygın(!) operasyonlar yürütülüyor. Artık muhbirlerin yerine muhabirler,satılmışların yerine gönüllüler (!) yabancı ajan provakatörler yerine yerli ‘’uzmanlar’’istihdam ediliyor.Kırmızı renkli’’Top Secret’’damgalı belgeler yerine herkese açık raporlar yazdırılıyor ve yayınlanıyor.
Dış kaynaklı fonlar ve projeler çok çeşitli ve yaygın. En uzaklardan en yakınlara, müttefiklerden aday ülke olduğumuz Birliğe kadar bir çok ülkeden fonlar ve projeler adeta sağanak yağmur gibi yağıyor.Yağmura karşı koymak belki imkansız ama tahripkar sellere,baskınlara,zemindeki erezyona karşı tedbir almak,vazgeçilmez bir şart. Bu sağanak yağmur altında romantik aşıklar gibi,yaka-bağır ,eller-kollar açık,gelen selin gürültüsünü ıskalayıp üç-beş damla da olsa fırsattan istifade beklentisi kabul edilemez. Dış kaynaklı fonlar ve projelere ;kısa vadeli kişisel,kurumsal,gurupsal yada ulusal çıkar refleksiyle pragmatik açıdan yaklaşmak yerine ilkeli ve tutarlı olmak,kimliğimize sahip çıkmak açısından bakmalıyız. Değerlerimizi altere edecek gizli-açık,yumuşak-sert ,renkli-saydam telkinlere karşı akıllı , sabırlı bir direniş ve onurlu bir‘’duruş’’ sergilemeliyiz.
Böyle bir duruşla bakıldığında;bazı projelerin olumlu çıktıları,bazı fon kaynaklarının daha az sakıncalı oluşu,hatta bazı dış kaynaklı fonlara milli bütçeden katkı yapılmasının bu uygulamanın genel tehdit ve tehlikesini bertaraf etmediği görülecektir. Temelde dış kaynaklı fonlara ilkesel olarak karşı çıkan ve uzak duran kişi ve kuruluşların aklını karıştıran konu özellikle AB fonlarına Türkiye bütcesinden de ödeme yapıldığı ve Türkiye’ye tahsis edilen fonların yeterince kullanılmadığıdır.Devletin bütcesinden kaynak aktardığı bir dış fonun geri dönüşümünden ve ülke insanı yararına kullanılmasından ,hükümetler sorumlu olsa gerektir.Başlıca işi bu alana uygun olan sayısız kamu kurum ve kuruluşlarıyla,laiklikten başka endişesi olmayan üniversiteler varken ve bu üniversiteler, bilimsel araştırmalar için ödenek yokluğundan şikayet ederlerken,bu fonların giren-çıkan dengesini sağlamak bize mi düşmektedir?
Kaynaklarımız yeterli olmayabilir.Kıt da olsa yerli ,özgün, temiz,helal kaynaklarımızla sosyal ve kültürel faaliyetlerimizi sürdürmeyi ilke edinmeliyiz.Niteliği,niceliğe kurban edemeyiz.Hem bereket kavramına ne oldu? Batının değerler sisteminde yok diye biz de bu özgün kavramımızı yok mu sayacağız? Bu alanda bize düşen,ilke ve kimlik odaklı bakış açısını iyi niyetli kişi ve kuruluşlara aktarmak,bunun ötesinde,dış kaynaklı fon ve projelerin getireceği muhtemel tahribatlara karşı tedbir mahiyetinde projeler geliştirmek,insanımızın kültürel,sosyal,ahlaki değerlerini takviye edecek çalışmalar yapmaktır.
Dış kaynaklı fonlar ve projeler konusunda çok şeyler söylenebilir,ancak şu kısa tesbitler konuyu çok yönlü değerlendirmeye yardımcı olacaktır. -Herşeyden önce fonu veren gündemi belirler. -Materyalist felsefe temelli ülke ve kurumlar,çıkarları olmayan yere para yatırmazlar. -Bazı projeler tek tek faydalı görünebilir ;projelerin tamamının etkisini kestirmek gerekir. Ağaca bakarken,ormanda kaybolmamak lazım. -Meşhur atasözümüzün dediği gibi;’’Parayı veren,düdüğü çalar’’,’’Minareyi çalan kılıfını hazırlar’’ -Global güçler,yerel yada bölgesel taşeronlarla hedeflerini daha ucuz,daha az riskli,daha tepkisiz gerçekleştirmek isterler. -Temel referansı sol ve laik ideoloji olan kişi ve kuruluşlar bile bu tür fonların ‘’etik’’ olup olmadığını tartışmaktadırlar. -Sırf fon kullanma amaçlı STK(!)lar kurulmaktadır. -Dış kaynaklı fonlarla beslenen örgüt yöneticiliği bir meslek haline gelmiştir ve bu alanda çalışan insanlar,kaynağını kullandıkları ülkelerin etki ajanları gibi bir görev üstlenmektedirler. -Dış kaynaklı fonlar ve projelerin yoğun olarak görüldüğü ülkelerde,bu yoğunluğun ardından köklü sosyal ve siyasi değişikliklerle insiyatifin fon sağlayıcılara geçtiği gözlenmektedir. -Açık toplum ,menfi tesirlere açık ,tepkisiz ve savunmasız topluma dönüşmemelidir. OKUMA PARÇALARI �YORUMSUZ ALINTILAR- YA DA BU SATIRLAR ARASINDA KİŞİ - GRUP VEYA DERNEK-VAKIF ADINIZIN GEÇMESİNİ İSTER MİYDİNİZ?
AB karşıtları da Hibe Alanlar Arasında
AB hibe Projeleri için hemen her kesimin ilgisi var. Özellikle AB’ye karşı olanların bile hibelerden yararlanabilmek için çok sayıda proje üretmesi dikkatlerden kaçmıyor. Örneğin ulusalcı kimliğiyle ön plana çıkan ve yöneticileri arasında AB karşıtı söylemleriyle tanınan emekli paşaların bulunduğu Çağdaş Eğitim Vakfı (ÇEV), ‘Aktif İşgücü Piyasası Programı’ çerçevesinde fondan yararlanmayı başardı. ‘Beyoğlu Mozaik ve Çini Çarşısı’ projesi ile 151 bin 335 Euro, ‘Bir Kucak Sevgi’ projesi ile de 95 bin 808 Euro aldı. Antalya şubesi de ‘İş’te Biz de Varız İstihdama Katkı Projesi’ ile AB’den 126 bin 963 Euro fon sağladı. Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği (ÇYDD) de projelerden faydalanan kuruluşlardan oldu. ÇYDD, AB’den 50 bin Euro aldığı proje kapsamında Şişli, Beyoğlu, Kağıthane ve Büyükçekmece’deki 400 kahvehanede insan hakları eğitimi verdi. Derneğin son olarak ‘Çağdaş Lise Mezunu Kızları Meslek Edindirme ve Üretime Katma Projesi’ ile AB’den 122 bin 397 Euro temin etmesi AB karşıtı olanların da hibelere sıcak duruşunun göstergesi oldu.
Değirmenin suyu nereden geliyor?(Not:bu değirmenler un değil başka şeyler öğütüyor)
Project Democracy” adı altında sürdürülen bu operasyon için CIA eski Direktörü William Colby: “CIA’nın örtülü olarak yaptıklarını açıktan yapıyoruz.” demiştir.“Türkiye’deki sivil toplum kuruluşu ,think tank, enstitü veya vakıf adı verilen dernek, yani genel adıyla örgüt, Türkiye’de gerçekleştireceği araştırma, çalışma veya proje için bu iş ya da bu işleri bitirince bir rapor, bir kitap, radyo yayını, televizyon belgeseli, hatta roman hazırlayıp, size sunacağım; şu tür bir ekiple çalışacağım ve paraları şöyle harcayacağım. Bu işler için, sizden şu denli dolar/sterlin/euro istiyorum diyerek, başvuru özet-raporu hazırladığında, bu ön rapor ABD’nin Dışişleri Bakanlığı’na, hem de siyasi işler bölümüne verilmektedir. İşin bir başka yönü daha yakıcı olabilir. Para verilmeden önce, ABD Dışişleri’ne ön rapor sunulmasının öteki yüzünde, ABD Dışişlerinin yada ABD NSC (National Security Committee/Milli Güvenlik Kurulu) ‘nin isteği doğrultusunda “project” hazırlanması olasılığıdır. NED’e (National Endowment for Democracy / Demokrasi için Ulusal Fon) bağlı olan bu örgütler Türkiye’de yürütecekleri projeler için paraları da NED’ten almaktadırlar.
Aslında para kaynağı doğrudan ABD hazinesi, yani devlettir. NED ise paranın kasasıdır. NED ile ABD Dışişleri Bakanlığı, şu konularda anlaşmışlardır:
a) NED herhangi bir “project” işine girişip para vermeden önce ABD Dışişleri’ne bilgi verecektir.
b) NED yönetim kurulu’nun onayına sunulan tüm “project” önerilerinin bir kopyası, ABD Dışişleri Bakanlığı Siyasi İşler Yardımcılığı’na verilecektir. Yüzlerce bağıştan birkaç örnek: (1988’ten bugüne diğer bağışlar için 56-69 arası sayfalar) 1991- Parayı veren: NED / Bağış alıcı: CIPE (Centre International Private Enterprise) / Alt bağış alıcı: Türk Demokrasi Vakfı (TDV) / Konu: İş ve Ekonomi / miktar: 80.000 $ / TDV’nin, Türkiye’de özelleştirme için 18 aylık programı desteklenecek. 1997- Parayı veren: NED / Bağış alıcı: CIPE / Alt bağış alıcı: Liberal Düşünce Topluluğu (LDT) / Konu: İş ve Ekonomi / miktar: 61.710 $ / Serbest piyasa ekonomisinin İslam diniyle bağdaştığı anlatılacak. - Bu sivil toplum örgütlerinin ne kadar sivil olduğunun yorumu size kalıyor
Soros’un desteklediği kuruluşlar (2003-2004 yılı-sansürsüz, eksiksiz, tam liste) OSI, 2003 yılı içinde Türkiye’de yirmiyi aşkın kuruluşun projelerine New York’taki Genel Merkezi tarafından malî destek sağlanmıştır. Bunlar şöyledir: - Açık Site’nin İnternet Yayıncılığı Projesi - Afet için Sivil Koordinasyon Derneği’nin Gezici Afet Eğitimi Merkezi - Anadolu Kültür’ün, Anadolu Kültür Odakları Projesi - Ankara Sinema Derneği’nin Gezici Avrupa Filmleri Festivali - Anne Çocuk Eğitim Vakfı’nın Okul Öncesi Eğitim ve İşlevsel Yetişkin Okur
-Yazarlık ve Kadın Destek Programları - Beyoğlu Gazetesi - Bilgi Üniversitesi’nin Avrupalı Türkler Araştırması - Bilgi Üniversitesi Sivil Toplum Kuruluşları Eğitim ve Araştırma Birimi - Bilgi Üniversitesi İnsan Hakları Merkezi - Boğaziçi Üniversitesi’nin çeşitli Araştırma Projeleri - Boğaziçi Üniversitesi’nin Sosyal Politika Forumu - Eğitim Reformu Girişimi - Kadın Girişimciler Derneği’nin Kadın Fonu Projesi - Kadın Merkezi’nin Namus Cinayetlerini Önleme Projesi - Kadın Yurttaş Ağı’nın Kadınlara Hukuk Danışmanlığı Projesi - Kadınların Kamu Hayatında Karşılaştığı Engeller Araştırması - Kültür Bilincini Geliştirme Vakfı’nın Kültür Karıncaları Projesi - Nişantaşı Yaya Sergisi - Proje 4L İstanbul Güncel Sanat Müzesi’nde bir Modern Sanat Sergisi - Sabancı Üniversitesi - İstanbul Politikalar Merkezi’nin Avrupa Birliği İzleme Projesi - Sabancı Üniversitesi’nin, Toplumsal Duyarlılık Modelinin Yaygınlaşması Çalışmaları - Tarih Vakfı’nın, Ders Kitaplarını Gözden Geçirme Çalışması ve STK Rehberi - Turist Rehberleri Vakfı’nın Çocuk ve Müze Projesi - Şizofreni Dostları Derneği’nin Ruhsal Engelli İnsanlar için İnsan Hakları Savunuculuğu Projesi - Türkiye İsrafı Önleme Vakfı’nın Türkiye Grameen Mikrokredi Projesi - Uçan Süpürge’nin, “Köprüler Kuruyoruz” Belgesel Film Gösterimi ve 6.Uçan Süpürge Kadın Filmleri Festivali - Türkiye Ekonomik ve Sosyal Etüdler Vakfı’nın 2004 Programı’na Destek - Türkiye Sosyal, Ekonomik ve Siyasi Araştırmalar Vakfı’nın Türkiye’deki Seçmen Davranışları Araştırması - Uluslararası Basın Derneği’nin Gazeteci Eğitimi Projesi.
2004 yılı içinde ise projelerine mali destek sağlanan kuruluş sayısı 30’u aşmıştır. Başka bir deyişle, OSI’nin Türkiye’deki etkinliği bir yıl içinde yarı yarıya artmıştır. 2004 yılında OSI’den destek alanlar şöylece sıralanmaktadır: - Afet için Sivil Koordinasyon Derneği’nin Gezici Afet Eğitimi Merkezi - Anadolu Kültür’ün, Anadolu Kültür Odakları Projesi - Anadolu Halk Kültür Vakfı’nın, Görünen Köy Projesi - Ankara Sinema Derneği’nin Gezici Avrupa Filmleri Festivali - Anne Çocuk Eğitim Vakfı’nın Okulöncesi Eğitim ve İşlevsel Yetişkin Okur-Yazarlık ve Kadın Destek Programları - Bağımsız Türkiye Komisyonu’nun, Avrupa’da Türkiye Çalışması - Batman Kadın Merkezi’nin, Kadının İnsan Hakları Eğitimi Projesi - Bilgi Üniversitesi’nin 20 İlde İnsan Hakları Filmleri Gösterimi - Centre for European Policy Studies’in, Çağdaş Türkiye’nin Avrupa Dönüşümü Projesi - Centre for European Reform’un, Avrupa Birliği ve Türkiye için Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne Adaylık Süreci Stratejisi - Dev Maden-Sen’in, Özel Sektör Madenciliği Alanında Ekonomik ve Sosyal Haklar Uygulamalarının Araştırılması ve Geliştirilmesi Projesi - Diyarbakır Barosu’nun, Herkes için Adalet Projesi - Eğitim Reform Girişimi - İstanbul Kültür ve Sanat Vakfı’nın, Şimdi! Now! ve Sınır’da Sanat Sergisi - Kültürlerarası İletişim Derneği’nin, Anadolu Buluşması Projesi - Türkiye İsrafı Önleme Vakfı’nın Türkiye Grameen Mikrokredi Projesi ve bu proje ile ilgili yapılan Değerlendirme Çalışması - Uçan Süpürge’nin, “Köprüler Kuruyoruz” Belgesel Film Gösterimi - Türkiye Ekonomik ve Sosyal Etüdler Vakfı’nın 2004 Programı’na Destek
Türkiye’deki Sorosçu “aydın”lar kim?
Açık Toplum Enstitüsü’nün Türkiye Danışma Kurulu dokuz üyeden oluşur ve yaklaşık iki ayda bir toplanır. Danışma Kurulu üyeliği rotasyona tabidir ve her yıl üyelerin üçte biri yenilenir. Bu kurulun 2001-2002 yılı üyeleri Nebahat Akkoç, Şahin Alpay, Üstün Ergüder, Murat Belge, Osman Kavala, Ömer Madra, Nadire Mater, Oğuz Özerden ve Can Paker; 2002-2003 yılı üyeleri Nebahat Akkoç, Şahin Alpay, Özlem Dalkıran, Üstün Ergüder, Murat Belge, Osman Kavala, Ömer Madra, Nadire Mater, Oğuz Özerden, Can Paker ve Salim Uslu; 2003-2004 yılı üyeleri Nebahat Akkoç, Özlem Dalkıran, Neşe Düzel, Ahmet İnsel, Eser Karakaş, Osman Kavala, Oğuz Özerden, Can Paker ve Salim Uslu; 2004-2005 yılı üyeleri ise Sabih Ataç, Neşe Düzel, Hasan Ersel, Ahmet İnsel, Eser Karakaş, Osman Kavala, Oğuz Özerden, Can Paker ve Ayşe Soysal’dır. Tüm dönemlerde Kurul Başkanı Can Paker’dir.
Soros’un gençleri Meclis’e girecek
Gündemde gözlerden kaçan diğer bir önemli gelişme ise TBMM’den AKP’li ve CHP’li milletvekillerinin ortak tavrıyla jet hızıyla geçen milletvekili seçilme yaşını 25’e indiren yeni düzenlemedir. Elbetteki seçilme yaşının aşağı çekilmesi kendi başına ele alındığında sevindirici bir gelişmedir. Ancak 5 Ekim 2006 tarihli Tempo dergisindeki söyleşide Arı Hareketi’nin kurucu başkanı Kemal Köprülü’nün söyledikleri kamuoyu farkına bile varmadan gerçekleştirilen bu seçim düzenlemesiyle ilgili kafalarda soru işareti yaramaktadır. Bill Clinton’un Küresel Girişim Örgütü’ne üye olan ve Bilderberg toplantılarına da katılan bu isim açıkça şöyle diyor: “Örneğin uzun bir zamandır, özellikle politikada gençlere daha çok şans verilmesi için ‘25 Projesini’ yürütüyoruz. Bu projeyle seçilme yaşının 25’e indirilmesine çalışıyoruz.” Küresel Elitlerin örgütlerine üye yapılan ve Türkiye’de daha pek de tanınmayan bu ismin TBMM’deki düzenlemeden hemen önce bu açıklamayı yapması önümüzdeki seçimlerde karşılaşacağımız portreyi ortaya çıkarmaktadır. 25 yaşında pek çok Türk genci ya geçim derdindedir, ya eğitimine devam etmektedir ya da vatani görevini yapmaktadır. Türk gençliğinin bu düzenlemeden geniş bir şekilde yararlanabileceğine ihtimal veremiyorum. Büyük ihtimalle bir takım tuzu kuru Sorosçu gençler önümüze çıkarılacak ve parlatılacaktır. Soros’un Turuncu İhtilallerinde gençleri kullanmak önemli bir stratejidir. Gelişmelere şimdiden ışık tutmak gayesiyle bu notu düşmeyi gerekli buluyoruz.
İddia değil itiraf
Emekli CIA görevlisi, bir dönem ABD’nin Kıbrıs arabulucusu, şimdilerde NDI’nin Avrasya sorumlusu Charles Nelson Ledsky, Cumhuriyet gazetesine tam sayfa konuk olduğunda, birçok derin açıklamanın yanı sıra, Türkiye işlerinden söz ederken yerli ‘sivil’ örgütlerle işbirliklerini açıkça belirtiyordu: “Farklı zamanlarda farklı projelerle ilgili çeşitli kuruluşlarla çalışıyoruz. İstanbul’da TESEV, TÜSES, TUSİAD, Ankara’da Ka-Der, Türk Parlamenterler Birliği, TESAV, Türk Demokrasi Vakfı (..) Bazı meclis komisyonlarıyla faaliyetlerimiz oldu, özellikle Anayasa Komisyonuyla ciddi temaslarımız oldu. AB reform sürecinde sermaye ve cemaatleri buluşturan alan: Sivil toplum kuruluşları
Geçtiğimiz hafta İstanbul’da İçişleri Bakanlığı, Açık Toplum Enstitüsü, Tarih Vakfı ve dört Alman vakfı tarafından “Türk Sivil Toplum Kuruluşları ve AB Reform Süreci” konulu uluslararası bir konferans düzenlendi. İki gün süren konferansın açılış konuşmalarını, İçişleri Bakanlığı Dernekler Dairesi Başkanı Şentürk Uzun, TESEV Yönetim Kurulu üyesi İshak Alaton ve İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu yaptı. Konferansın ilk gününde “Türkiye’de ve AB ülkelerinde STK’lar” başlıklı bir panel yapıldı. İkinci gün ise AB’ye yeni üye olan ülkelerdeki STK’lar ile Türkiye’deki STK’ların çalışmalarını içeren paneller düzenlendi.
Konferansın ilk gününde gerek açışta, gerekse panelde yapılan konuşmalar, sermaye kesiminin, hükümetin ve hükümetin siyasal İslam düşüncesine yakın akademik çevreninin AB’yi hangi çerçeve içinde gördüklerini ve Türkiye’nin AB’ye girmesini neden istediklerini ortaya koyması bakımından önemliydi. Sermaye kesimi ile siyasal İslam’ın AB üzerindeki ortaklaşma noktaları da yine bu konuşmalarla büyük ölçüde açığa çıkıyordu.
Açılışta konuşan ve Türkiye’de büyük sermayenin de temsilcilerinden olan İshak Alaton AB’ye üyeliği, batılılaşma yolunda önemli bir kilometre taşı olarak nitelendirdi. Alaton’a göre, AB’nin desteği ile yaygınlaşan STK’lar sayesinde bireyler devlet üzerinde etkin olacaklar ve onu yönlendireceklerdir. Bununla birlikte STK’lar, devletin üzerinde yük olan sosyal sorunları da çözümleme işlevi göreceklerdir. Ayrıca STK’lar sayesinde toplumun her kesimi örgütlenecek ve toplumsal barışın sağlanmasına katkı sağlayacaktır. Barış önemlidir. Çünkü barış, istikrar demektir, üretkenlik demektir. İstikrarın olduğu yere yabancı sermaye gelecektir. Yabancı sermayenin gelmesi şeffaflığı sağlayacaktır. Şeffaflık ise demokrasidir.
Açılışın diğer konuşmacısı İçişleri Bakanı Aksu da İshak Alaton gibi AB’ye üyeliği Türk toplumunun çağdaş dünyaya entegrasyonu olarak değerlendirdi ve STK’ları demokrasinin teminatı olarak gösterdi. Aksu, STK’ların devletin sosyal işlevlerini yüklenmesi gerektiğine Alaton’dan daha ayrıntılı biçimde değindi ve STK’ların sosyal sorumlulukları olması gerektiğini vurgulayarak, “her şeyi devletten beklememek” anlayışı doğrultusunda bu kuruluşların, topluma hizmet götürmesi gerektiğini ifade etti. Ayrıca Bakan Aksu, Türk kültürünün STK anlayışına yabancı olmadığını, Osmanlı vakıflarının bunun en güzel örnekleri olduğunu söyledi. Açılışın diğer konuşmacısı Şentürk Uzun da Aksu gibi Osmanlı’daki vakıf uygulamalarına değindi.
SİVİL ÖRÜMCEĞİN AĞINDA (Kitap Özeti)
21 Adım’da Bir Ülke Demokratikleştiriliyor diye Nasıl Bölünür?Sömürgeleştirilir?
1. İktisadi ortamı denetleme: Borç ekonomisinde dalgalanmalar yaratmak üzere, para piyasalarının dışardan gelen uluslar arası vur-kaç tefecilerine sonuna dek açılması.
2. Ulusal bunalımlar yaratılması: Ülkede sık sık iktisadi dalgalanma yaratılarak bunalım aralarının azaltılması. Ulusal devlet merkezinin elindeki en önemli güç olan para kaynaklarının, bankaların, devlet şirketlerinin kapatılması, yabancı şirket egemenliğine geçirilmesi.
3. Merkez devlete güvensizlik yaratma: Kritik dönemlerde iktisadi bunalım yaratılmasıyla umutsuzluğa düşürülen yerel sanayicilerle ve üreticilerle konferans, sempozyum adı altında doğrudan ilişkiye geçilerek, devlet merkezine karşı güvensizlik aşılanması.
4. İşadamlarını örgütleme: Yerel işadamı örgütlerinin ve ilişki bürolarının kurulması; başına buyruk, devlet denetiminden giderek uzaklaşan “serbest ekonomi” ve “serbest pazar” düzeninin kabul ettirilmesi. 5. Yolsuzluk kampanyaları: “Yerinden yönetim” taleplerini yükselterek, devletin egemenliğinin zayıflatılması, yolsuzluk olaylarını abartarak topluma aşağılık duygusunun yerleştirilmesi, halkın çaresizliğe itilmesi. 6. Belediye hizmetlerinin yabancı şirketlere devredilmesi: Yerel yönetimi güçlendirme adı altında, toplumsal hizmetlerin “karlılık” esasına oturan şirketlere devredilmesi, su-elektrik gibi kentsel işletmelerin yabancı şirketlere devredilmesi için gerekli düşünsel alt yapının oluşturulması.
7. Ulusal sanayinin yıkımı: Ulusal iktisadın çökertilmesi için, ulusal sanayileşmenin ve enerji kaynaklarının yıkıma uğratılması için toplum ile devlet arasında çatışmayı da içerecek biçimde çevreci akımların, örgütlerin desteklenmesi ve ulusal madenciliğin, doğal yakıt üretim kaynakları işletmeciliğinin ulusal egemenlik alanının dışına çıkarılması.
8. Kamuoyu oluşturucuları -bizdeki adlandırmalarıyla, aydınlara, yazarlara, bilim adamlarına- yönelik içerde ve dışarıda, masrafları karşılayarak, konferanslara çekmek. Katılımcılarla doğrudan ilişki içinde, ilgili ülke hakkında bilgi almak ve “düşünce” ve “örgütlenme” özgürlüğü başlığı altında yeniden yapılanma düşüncesini benimsetmektir.
9. Alt örgütler yoksa, hemen Helsinki Nihai Senedi kapsamında Helsinki Yurttaşlar ve Ortak Zemin Merkezleri örgütlemek ve koşullar olgunlaştıkça, uzaktan yönlendirile-bilecek bir ilişkiler ağı altında insan hakları dernekleri ve benzeri örgütlenmelerin kurulması.
10. Bilimsel ve toplumsal konferansların çoğaltılması. Yerel vakıf ve “think tank” derneklerinin kurulması.
11. İşadamları derneklerinin, sendikaların kurulması, varolanların içine bilim danışmanlarıyla sızılması. Siyasi partilere eğitim programlarıyla, particilik dersleriyle yaklaşarak kadroların yönlendirilmesi, gençliğin “düşünce özgürlüğü” ve “siyasi katılımcılık” propagandasıyla örgütlenmesi.
12. Yeni propaganda aygıtlarının (radyo, gazete, dergi, televizyon, video yayını) devreye sokulması. Bilimsel ve magazinsel içerikli, insan hakları ilkeleri üstüne sürdürülen yayınların yoğunlaştırılması. İnsan hakları ihlallerinin yaratılmasıyla sürecin hızlandırılması.
13. Casuslar yerine yayın muhabirleriyle yerinden bilgi elde etmek için yaygın bir yayıncı eğitim programının gerçekleştirilmesi.
14. Gizli ve yarı gizli istihbarat çalışmalarının azaltılması, buna karşılık medya muhabir ağıyla açık ve yaygın istihbarat toplanması, olanaklıysa Amerikan televizyonlarının yerli şubeleriyle yayına geçilmesi, eksik-yanlış bilgilendirmeyle kitlelerin yönlendirilmesi, eğitim-konferans-gezi düzenleyerek yerel medya ile kalıcı bağlar oluşturulması.
15. Yanlış ve eksik bilgilendirme: Kitlelerin akıl denetimlerini ele geçirmek üzere yoğun propaganda ve yanlış bilgilendirmeyle tarihsel devlet kurumlarının ve etnik sürtüşmeleri önleyen geleneksel kurumların yıpratılması, toplumsal kimliği karıştırmak için tarihsel ve toplumsal gelişim gerçeklerini tahrif ederek, yeni kimlikli topluluklar yaratılması.
16. Etnik kışkırtıcılık: Etnik ayrılıkları güçlendirmek üzere kültür anımsatma programlarına başlanarak yerel toplantılardan uluslar arası toplantılara adam taşınması, ulusal-bölgesel tarihin bütünleştirici özelliklerinin azımsanılarak, yerel tarih, yerel kültür araştırması adı altında en eskiye özlem yaratılması.
17. Kültürel kaynaşmanın yıkımı: “Çok kültürlülük” propagandasıyla toplumsal ortak kültürün temellerinin yıkılması. Uluslararası karşı kampanyalar ile ulusal kurtuluşun simgesi olan anma günlerini ve toplumun tarihten kalma bağımsızlık ve onur simgesi özelliklerini sözde dostluk adına silikleştirerek güdülebilir bir topluluğa dönüştürmek. Din kültürünün parçalanması, geleneksel akışın kesilmesi ve ulusal dayanışmayı pekiştirici etkisinin yok edilmesi için, “medeniyetler/dinler arası diyalog” programıyla, Batı’nın dinsel kurumlarının güdümünde eritilmesi. Böylece azınlık din kurumlarıyla, ulusal egemenliğin karşısında ortak, dinsel cephe oluşturulması
18. İnanmış örgüt liderlerinin yetiştirilmesi: Liderlik programlarıyla, güdümlü yeni dünya düzenine tapınan ultra-liberal önderlerin üretilmesi ve yeni partiler kurulması, varolanlara yeni liderler yerleştirilmesi; parti programlarının rejimle hesaplaşmaya yönelik, birer kışkırtma programına dönüştürülmesi. 19. Silahlı gücün zayıflatılması: İktisadi bunalımı bahane ederek, toprak bütünlüğünü koruma aracı ulusal ordunun, silah donanımlarında, komuta kontrol ve iletişim sistemlerinde yenilenme alımlarının kısıtlanarak, zayıflatılması ve ulusal sınırların gevşetilmesi.
20. Orduları ulusal savunma kimliğinden koparma: Güvenlik güçlerinin ulusal yapıların korunmasına yönelik müdahalelerini önlemek için, profesyonelleştirmek. Devlet egemenliğine sahip çıkmaya çalışan orduları geriletmek için, kışkırtmalara başvurularak, ordu yönetimlerinin günlük siyasete çekilmesi, ordu içinde politik tartışma, ordu ile halk arasında cepheleşme yaratılması.
21. Devlet yönetiminin kargaşayla ele geçirilmesi: Seçim darbesiyle egemen devletin ele geçirilmesi. Merkezi direniş olursa, yaygın ve sürekli kitle gösterileri düzenlenmesi. Bu sürecin hızlandırılması için halkı ikna edici etnik çatışmaların düzenlenmesi, ölümle sonuçlanan kışkırtmalarla etnik ya da mezhepsel kimliklerin kemikleştirilmesi.
…”Ulusal egemenliklerinden ödün vermeye yanaşmayan bu tür devletlerin sınırlarının eleğe döndürülmesi işi, örtülü, kirli işlerle becerilemez ve ilgili ülkelerin insanlarının onayı alınmadan gerçekleştirilemezdi. Bu nedenlerle, “hür dünya” işlerinden, “insan hakları” ve “din hürriyeti” bekçiliğine evirilen operasyon ile ABD’nin uygun göreceği türden demokrasiler kurulmalıydı. Demokrasi ihracını konu edinen bu incelemenin amacı, adı “Project Democracy” olarak Reagan tarafından konulan ve 1980’lerin başından bu yana 92 ülkede uygulanan ve yeni-mandacıların işbirliğiyle örülen AĞ’da, yani “örümcek ağı” içinde çırpınmakta olan Türkiye’de olan bitene az da olsa ışık tutmakta ve toplumsal-siyasal yaşamın yabancılar tarafından ele geçirilişini bir parça olsun sergilemektedir.”… …
“Yabancı bir devletin, bir ülkenin içinde örgütler kurmasının, eski örgütleri, sendikaları, odaları yönlendirmesinin, onlardan raporlar almasının, bu raporlara göre o ülkeye yön vermesinin bir tek anlamı olabilir. O da, ülkede varolan devlete paralel, merkezi dışarıda bir yönetim oluşturmak. Bunun tek sonucu da operasyon nesnesi olan devletin egemenliğinin örtülü olarak yok edilmesidir.”…”İçine sızılan devletin bürokratlarının da yardımıyla, yaygın bir “medyatik” ve “entelektüel” yedek güç operasyonuyla, Amerikalıların “manifacturing public perception” dedikleri ‘kamuoyunun algılama dizgesini üretme’ sürecinde, aşamalar bir bir geçiliyor. ‘Algılama dizgesi üretimi’ sonucunda, o ülke insanları, aslında kendilerine benimsetilmiş olan düşünceleri, ya da eylem planlarını, bizzat kendi kurumlarının, kendi beyinlerinin ürünüymüş gibi algılayıp, eyleme geçiyorlar.” ”Ülke yasalarının ve anayasalarının çok etnikli, federatif bir yapı oluşturacak biçimde yeniden düzenlenmesi, operasyonun temel aşamaları arasında, küçük yada büyük, kanlı yada kansız olaylarla testler yapılarak, oluşumun düzeyi ölçülerek hız ayarlanması ve küçük program değişikliklerinin gerçekleştirilmesi asıldır…” …
”Aşamalar birer birer geçilirken, ülke dışında da paralel süreç yürütülür. Çok kültürlülük propagandasıyla etnik ayrıştırma ve çatışma sürecinin güçlendirilmesi için, insan hakları raporları giderek etnik azınlık hakları raporlarına dönüştürülür. Avrupa ve Amerika’da etnik ve dinsel ayrılıkçı “diaspora”ya parasal ve siyasal destek verilir. Küllenmiş tarihsel çatışmalar, acılar yeniden ateşlenir. Ülkede özgüveni sarsılmış halkın, gün geçtikçe yabancı kültürüne, yabancı düzenine özenme eğilimleri kışkırtılır.” …”Yıllardır barış içinde yaşayan toplumlar inanılmaz bir hızla önce ayrışır, sonra da çatışır. Sonuç, ekonomisi yabancıların eline geçmiş, zayıflamış merkezi egemenliğiyle dış politikada bağımsız karar verebilme yetkinliğini yitirmiş, yabancıların dayattığı kararlara mahkum olmuş bir devlet ve tarihsel-kültürel kimliğini yitirmiş Batı’nın alt dereceli bir hizmetkarına dönüşmüş bir halk topluluğu…”
”Her ülkede olduğu gibi, şirketler için esas olan devlet politikalarına ve kararlarına yön vermektir. Yön verilecek olan devlet yönetimi ve yasama organları olunca, yönlendirici elemanların niteliği de önem kazanıyor. Bu nedenle elemanların büyük çoğunluğu, devlet deneyimine sahip eski ve yeni görevlilerden seçiliyor. İkinci eleman kaynağı ise, yine devlet organlarıyla içli dışlı olmuş akademisyenleri barındıran üniversitelerdir…” “..dış ülkelerde izlenecek ABD çıkarlarına uygun ayarlama işlerine denk düşen araştırma, inceleme, değerlendirme çalışmalarını gerçekleştirecek olan dernek, vakıf, enstitü adı altında kurulan, eski memurları, akademisyenleri, şirketlerin seçkin yöneticilerini bir araya getiren örgütlenmeler “think tank” ( düşünce topluluğu ) adı altında toplanıyorlar.
Bu sivil örgütlerin ( diğer adı ile NGO ) Amerika’daki merkezlerinde, emekli dışişleri ve istihbarat elemanları, Amerika’ya yerleşmiş üçüncü dünya elemanları, operasyonlarda dünya deneyimli CIA eski istasyon şefleri ve akademisyenler görev alıyor. “Think tank” örgütlerinin en önemli yararı, ABD yönetimini sorumluluktan kurtarmalarıdır. ABD resmi organlarının başka ülkelerde araştırma ve incelemeler yapması, o ülkelerce, şimdilerde pek kullanılmayan eski deyimle “casusluk” etkinliği olarak değerlendirilebilir ve devletler arası anlaşmazlıklara neden olabilir. Teslim edilen raporlar, ABD resmi belgeleri olarak ele alınıp, casusluk suçlamalarına yol açabilir” “Project Democracy” adı altında sürdürülen bu operasyon için CIA eski Direktörü William Colby: “CIA’nın örtülü olarak yaptıklarını açıktan yapıyoruz.” demiştir.
“Türkiye’deki sivil toplum kuruluşu ,think tank, enstitü veya vakıf adı verilen dernek, yani genel adıyla örgüt, Türkiye’de gerçekleştireceği araştırma, çalışma veya proje için bu iş yada bu işleri bitirince bir rapor, bir kitap, radyo yayını, televizyon belgeseli, hatta roman hazırlayıp, size sunacağım; şu tür bir ekiple çalışacağım ve paraları şöyle harcayacağım. Bu işler için, sizden şu denli dolar/sterlin/euro istiyorum diyerek, başvuru özet-raporu hazırladığında, bu ön rapor ABD’nin Dışişleri Bakanlığı’na, hem de siyasi işler bölümüne verilmektedir. İşin bir başka yönü daha yakıcı olabilir. Para verilmeden önce, ABD Dışişleri’ne ön rapor sunulmasının öteki yüzünde, ABD Dışişlerinin yada ABD NSC (National Security Committee/Milli Güvenlik Kurulu) ‘nin isteği doğrultusunda “project” hazırlanması olasılığıdır. NED’e (National Endowment for Democracy / Demokrasi için Ulusal Fon) bağlı olan bu örgütler Türkiye’de yürütecekleri projeler için paraları da NED’ten almaktadırlar. Aslında para kaynağı doğrudan ABD hazinesi, yani devlettir. NED ise paranın kasasıdır.
NED ile ABD Dışişleri Bakanlığı, şu konularda anlaşmışlardır:
a) NED herhangi bir “project” işine girişip para vermeden önce ABD Dışişleri’ne bilgi verecektir. b) NED yönetim kurulu’nun onayına sunulan tüm “project” önerilerinin bir kopyası, ABD Dışişleri Bakanlığı Siyasi İşler Yardımcılığı’na verilecektir.
Yüzlerce bağıştan birkaç örnek: (1988’ten bugüne diğer bağışlar için 56-69 arası sayfalar)
1991- Parayı veren: NED / Bağış alıcı: CIPE (Centre International Private Enterprise) / Alt bağış alıcı: Türk Demokrasi Vakfı (TDV) / Konu: İş ve Ekonomi / miktar: 80.000 $ / TDV’nin, Türkiye’de özelleştirme için 18 aylık programı desteklenecek.
1997- Parayı veren: NED / Bağış alıcı: CIPE / Alt bağış alıcı: Liberal Düşünce Topluluğu (LDT) / Konu: İş ve Ekonomi / miktar: 61.710 $ / Serbest piyasa ekonomisinin İslam diniyle bağdaştığı anlatılacak. - Bu sivil toplum örgütlerinin ne kadar sivil olduğunun yorumu size kalıyor. “…Kendi ülkelerinin iç düzenine muhalif olan gruplar, ABD gibi bir kurtarıcı bulmuş olmaktan mutlu olduklarından, yaşadıkları ülkelerini bu sivil örgüt adı altındaki Amerikan misyonerlerine / istihbaratçılarına ihbar etme fırsatını kaçırmamalarının yanında, dünya egemeni olarak gördükleri ABD devlet aygıtı tarafından desteklenmekten de son derece hoşnut kaldılar.” …
”Dünyada yerleştirilmek istenen yeni düzenin, demokratik bir düzen olacağı sonucuna varılabilir!? Bu düzen içinde dünyanın tüm ülkelerinde devletler merkezi otoritelerini yitireceklerdir. Olabildiğince etnik ayrıma uğramış küçük eyaletlere ayrılmış ülkelerde (not: dünyada 1000 adet ülke olması öngörülmektedir, şu an sayı 200 civarı, 1980’lerdeki sayı 182 adet) tarihsel partiler eriyecek, vakıflardan, düşünce topluluklarından, ticaret odalarından, insan hakları denetim örgütlerinden oluşan bir siyasal yapı oluşacaktır. Bu oluşumlar, doğrudan doğruya ABD’nin siyasal partilerine bağlı enstitülere, konseylere, ABD şirket vakıflarına bağlanacaktır.
Ülkelerdeki eğitim kurumları da vakıflaşacak ve ABD akademik dünyasıyla organik bağlar kuracaktır. Merkezi otoritesini yitirmiş, salt denetleyici kurullara dönüşmüş devlet örgütlerinin yanı sıra ordular da ulusallığını yitirmiş devletlerin savunma gücü olmaktan çıkacak ve ortak güvenlik güçlerine katılacaklardır. Herhangi bir bölgesel başkaldırıya (bu bağımsızlık uğruna bir başkaldırı da olabilir) karşı anında silahlı müdahalede bulunulması…” Bu son derece ileri projeye engel olabilecek en önemli kurumlardan biri de dinsel kurumlardır. Dünya egemenliğinin kurulmasında engel oluşturacak dinsel çatışmaların önlenmesi için ‘dinler arası diyalog’un geliştirilmesiyle birlikte kurumsal yapının da oluşturulması gerekir. En yaygın ve güçlü dinsel kurumlardan başlayarak, tüm dinlere bir yeni merkezi eşgüdüm gereklidir. Eşgüdümün merkezi elbette Washington’da bulunacaktır.
Öncelikle Amerikalılardan oluşturulan bu kurumsal yapı, IRFC (International Religious Freedom Committee / Uluslararası Din Hürriyeti Komitesi)’dir. Bu komitede belli başlı dinlerin ve mezheplerin temsilcileri bulunmaktadır.“Bütün dünyada yapılacak işler buradan idare edilebilir ve hatta denilebilir ki , şöyle veya böyle Amerika ile dostça geçinmeden, destek almak değil, Amerikalılar istemezlerse kimseye dünyanın değişik yerlerinde hiçbir iş yaptırmazlar. (..) Bu realite kabul edilmeli. Amerika göz ardı edilerek şurada, burada bir iş yapmaya kalkılmamalı.” F…. G…., (F….H… ile NewYork Sohbeti-4, Yeniyüzyıl, 23 Temmuz 1997) Kasım 1996’da, ABD’nin devlet sekreteri Warren Christopher, “Din ve inanç hürriyetini yaygınlaştırmanın Birleşik Devletler’in çıkarlarının arttırılmasını sağlayacağı” gerekçesiyle ACRFA (Advisory Committee on Religious Freedom Abroad / Dış Ülkelerde Din Hürriyeti Danışma Komitesi) ‘yi oluşturdu. Bu yeni kurumlaşmanın gerekçesi olarak “ABD’nin kuruluşunun temelinde dinsel kurumların bulunduğunu ve Birleşik Devletlerin dünyada din hürriyetini gözetleyerek yaptırımlarda bulunma hakkı olduğu belirtildi.” 23 Ocak 1998’de, “Din ve inanç hürriyetinin yayılmasının ABD dış politikasında birincil önceliğe sahip olmasını,” Dışişleri bakanlığı bünyesinde bir “Uluslararası Din Hürriyeti Bürosu” kurulmasını sağlayacak yasa taslağı hazırlandı. Aynı yıl Ulusal Kongre’de çıkarılan yasa: “Din hürriyetinin yaygınlaştırılması ve (bu hürriyetin) baskı altında tutulmasına karşı çıkma görevi temel (olarak) Amerikan değerleri içindedir ve Birleşik Devletler’in (politikalarına) uygun, önemli ve gerekli bir dış politika hedefidir. Birleşik Devletler, evrensel insan haklarına bağlı bir dünya lideri olarak ve değişik dinsel nüfusa sahip bir ülke olduğundan, dinlerin tamamıyla ilgili haklardan (da) sorumludur.” “Dinsel özgürlük taahhüdümüz Amerikan ideallerinin ifade edilmesinin de üstündedir ve dünyadaki gücümüzün temel kaynağıdır.” Madeleine Korbel Albright, ABD Dışişleri Bakanı
Kaynak: Sivil Örümceğin Ağında: Project Democracy, M. YILDIRIM, Toplumsal Dönüşüm Yayınları, İstanbul 2004, 597 sf. (Kitap özeti:Alıntı:www.sinanoglu.net)
|