İlk Türk Ressamı Osman Hamdi Bey'in Hayatı
 

Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
12 Şubat 2012, 10:51:25
78913 Mesaj 10712 Konu Gönderen: 1296 Üye
Son üye: selcen
Hayatname.com  |  Hayat Bilgisi  |  Genel Kültür  |  Araştırma Yazıları  |  İlk Türk Ressamı Osman Hamdi Bey'in Hayatı 0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte. « önceki sonraki »
Sayfa: [1]
Gönderen Konu: İlk Türk Ressamı Osman Hamdi Bey'in Hayatı  (Okunma Sayısı 13402 defa)
kosovaliridvan
Yeni Üye

Offline Offline

Mesaj Sayısı: 21



« : 28 Kasım 2009, 00:47:56 »


OSMAN HAMDİ BEY
(1842-1910)
Büyük Türk arkeologu... Büyük Türk müzecisi... Büyük ressam ... Müzelerimizi kendisine borçlu olduğumuz adam ...
Sadrazam İbrahim Ethem Paşanın oğludur. İstanbulda doğdu, öğrenimini İstanbulda tamamladı. Daha 16 yaşında öğrenci iken yaptığı kara kalem resimlerle çevresinin dikkatini çekti. Babası ile birlikte gittiği Viyanada, müze ve sergilerle ilgilendi. Aynı yıl Hamdi Beyi, Pariste hukuk tahsiline gönderdiler. Hukuk Fakültesine yazıldı, arada bir derslere de devam etti ama asıl eğilimi olan ressamlıktan vazgeçmedi ve Güzel Sanatlar Akademisinde, çağın önemli imzalarından, Boulanger, Geromenin atölyelerinde resim çalışmaları yaptı.
GÜZEL SANATLAR AKADEMİSİİNİ KURDU
Pariste 12 yıl kalmıştır. Bu sırada açılan Paris Sergisinde Osmanlı hükümetinin temsilcisi olarak bulundu (1867). İstanbula döndüğü zaman, Mithat Paşanın Umur-u Ecnebiye Müdürü olarak Bağdata gitti. Orada Ahmet Mithat Efendi ile tanışmış ve dost olmuşlardır. İstanbula dönüşte, ecnebi büyükelçilerin protokol işleriyle uğraşmak görevine atandı. Bu sırada düzenlenen Viyana Sergisine birinci komser olarak katıldı. Çok takdir gördü ve madalya kazandı.
1881 de Hamdi Bey, Padişah Abdülhamidin şahsi emriyle ,eski eserler işlerini düzenlemek için Müze Müdürlüğüne getirildi. O zamana kadar eski eserler şurada burada toplanıyor, alanın elinde kalıyordu. Hamdi Bey, daha Bağdatta iken, tarihe ve arkeolojiye merak sardığı ve ilk arkeolojik çalışmalarını Bağdatta yaptığı için, bunca emekle toprak altından çıkardığı tarihi eserlerin Çinili Köşkte üst üste yığılı durduğunu görünce, çok müteessir oldu ve hemen kolları sıvayıp bir müze kurma çalışmalarına başladı. İlk iş olarak, bir Asar-ı Atika Nizamnamesi' hazırladı. Kazılardan çıkarılan eserlerin yabancı ülkelere kaçırılmasını önlemeye çalıştı.
Hemen yine o yıllarda 1883de Güzel Sanatlar Akademisini kurdu. Bu arada, resim müzemizin çekirdeğini hazırlayan girişimleri oldu. Dünyaca tanınmış tabloların kopyalarını yaptırdı ve bunları, Türk ressamlarının eserleriyle birlikte Güzel Sanatlar Akademisinin büyük salonunda topladı.
ARKEOLOJİK ÇALIŞMALARI DAHA ÇOK BATI ANADOLUDADIR
Hamdi Bey, arkeoloji alanındaki başarılı çalışmaları ile yurt dışına ulaşan bir ün sahibi olmuştur. Ülkede yapılan arkeolojik çalışmaları bir disiplin altına aldı. Daha önce başlanmış ve yarım bırakılmış kazıları ele aldı ve bunları geliştirdi. Nemrut Dağındaki kazılar bunlardan biridir (1892). Adananın incirlik mevkiinde yapılan kazılarda, Hititlere ait yazılı levhalar bulunması, bütün dünyada Hamdi Beye ün kazandırdı. 2. Sayda kazısında dünyaca ünlü İskenderin lahdi bulunmuştur. Hamdi Beyin arkeolojik çalışmaları daha çok Batı Anadoludadır. Aydın yörelerindeki kazılardan başka Milas ilçesi içinde Hakate Anıtını kuşatan süslü, kabartma tirizler (1891-92), Aydında Trallesde bulunan mermer heykeller, Diyanaya bağışlanmış tapınak frizinin büyük bir bölümü ile daha birçok eseri ortaya çıkarmış ve müzelerimize aktarmıştır. Fransız, Alman, Yunan, İspanyol müzeleri, madalya ve nişanlarla Hamdi Beyi kutlamışlar, böylece Türkiye milletlerarası üne sahip bir ressam, arkeolog, müzeci kazanmıştır. Birçok üniversite de kendisine doktorluk unvanı tevcih etmişlerdi.
Hamdi Bey, gerek devlet işlerini yaparken, gerek arkeoloji ve müzecilik çalışmalarını sürdürürken ressamlığını, bu vurgun olduğu güzel mesleğini hiç ihmal etmemiş, fırsat elverdikçe resim yapmıştır. Memlekette tanınmasından daha çok, yabancı ülkelerde ismi duyulmuştur.
Bunun sebebi, resimlerinin konularıdır. Hamdi Bey, Osmanlı hayatının renkli sahnelerini resimlerine almış ve bunları sanat sevgisinin sabrı ile ince ince bütün ayrıntılarına kadar işlemiştir. Resimde en küçük teferruat bile dikkatle ve gerçek renklerine uygun olarak resmedilmiştir. Okuyan Adam, Silah Tüccarı, Kaplumbağalı Adam, Şehzadebaşı Camisi Avlusunda Kadınlar gibi tabloları, hem Osmanlı İstanbulunun hayatını yansıtmakta, hem tarihi gerçek bir belge olacak kadar gerçeği yansıtmaktadırlar.
Logged
mbnhö
Ziyaretçi
« Yanıtla #1 : 23 Aralık 2009, 12:31:03 »

ben hayatındaki önemli olayları istiyorum herkesin bildigi seyleri değil
Logged
kosovaliridvan
Yeni Üye

Offline Offline

Mesaj Sayısı: 21



« Yanıtla #2 : 23 Aralık 2009, 15:45:24 »

Özellikle Osman Hamdi Bey, kendi kuşağının diğer sanatçıları arasında bir kültür adamı kimliğiyle sivrilmiş ve ayrıcalıklı bir yere sahip olmuştur. Osman Hamdi, dönemin sadrazamı İbrahim Edhem Paşa’nın oğludur. Çok sayıda resmi görevde bulunmuş olan babası tarafından hukuk öğrenimi görmek üzere 1860 yılında Paris’e gönderilmiştir. Batı kültürüyle yetiştiği bir aile ortamından çıkan Osman Hamdi, Paris’te bir yandan hukuk öğrenimini sürdürmüş diğer yandan Paris Güzel Sanatlar Yüksekokulu’nda ve özel atölyelerde resim dersleri almıştır. Sanat alanındaki gelişmelerin merkezi konumundaki Paris’te, oryantalist ressam Jean- Leon Gerome’un atölyesinde çalışmıştır. Batının, doğuya ve Osmanlı’ya yönelik tutumunun ön yargılı ve bir anlamda küçümseyici olduğu, Osmanlı topraklarını bir sömürge alanı olarak görmeye başladığı bir dönemde Avrupa’da oryantalist resimler özel bir ilgi alanı oluşturmaktadır. Bu resimler bir yandan farklı bir kültürün kapılarını aralarken öte yandan da bu kültüre batının bakış açısını ortaya koymakta, doğu insanını hiçbir şey yapmayan, tembel ve yabanıl yönleriyle yansıtmaktadır. Bu dünyanın kadını ise, daha çok harem sahnelerinde çıplak olarak ve cinsel obje kimliğiyle ön plana çıkartılmıştır.

Üslup açısından akademik anlayışa bağlı olan ve bir yenilik getirmeyen oryantalist resmin en önemli temsilcilerinden Gerome’un Paris’teki atölyesi, aynı zamanda doğuya ait çok sayıda objenin bulunduğu küçük bir müze gibidir. Ancak Osman Hamdi Bey, içinden çıktığı kültürün gerçeklerini bilmektedir ve resimlerinde hocasının anlayışına karşı çıkan bir yaklaşımı benimseyecektir. 1867’de Paris Dünya Sergisi’nin hazırlık çalışmalarına da katılmış olan Osman Hamdi’nin resim kariyeri ve sanat görüşü büyük ölçüde Paris döneminde biçimlenmeye başlamıştır.

Sanatçı 1869 yılında Paris’ten ayrılmış ve çeşitli resmi görevlerde bulunmuştur. Yaptığı arkeolojik kazılar, ülkenin topraklarına ait kültürel değerleri sahiplenme bilinciyle çıkardığı Eski Eserler Kanunu, kurduğu Arkeoloji Müzesi ve güzel sanatlar alanında eğitim veren ilk kurum olan Sanayi-i Nefise Mektebi Alisi ile, bu süreçte bir kültür adamı olarak çok önemli etkinliklere imza atmıştır. Müzenin ve Sanayi-i Nefise’nin müdürlüklerini de üstlenmiş olan bu çok yönlü kişilik, bir yandan da sanatsal üretimini sürdürmüş, düzenlenen az sayıdaki sergiye eserleriyle katılmıştır.


Arkadaşım bu olabilir mi  ?
Logged
ceyda
Ziyaretçi
« Yanıtla #3 : 01 Ocak 2010, 12:57:48 »

çok uzun  yha   Masum
Logged
kosovaliridvan
Yeni Üye

Offline Offline

Mesaj Sayısı: 21



« Yanıtla #4 : 01 Ocak 2010, 22:16:17 »

hmmm Gülümseme Gülümseme
Logged
doğukan sahil
Ziyaretçi
« Yanıtla #5 : 14 Ocak 2010, 22:57:12 »

güzel işime yaradı ödevim için
teşekkür ederim Göz kırpan
Logged
kosovaliridvan
Yeni Üye

Offline Offline

Mesaj Sayısı: 21



« Yanıtla #6 : 14 Ocak 2010, 23:00:25 »

rica ederm  Gülümseme Gülümseme
Logged
ceyda
Ziyaretçi
« Yanıtla #7 : 13 Şubat 2010, 20:31:49 »

ben birşey bulamadım
Logged
Yorgunella..
Gülünç bi dünyada kapana kısılmış, oldukça trajik bi figür..
Emektar
Aktif Üye
***
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 982


''Bir gün bir kafes kuş aramaya çıkar'' ~ F. Kafka


« Yanıtla #8 : 13 Şubat 2010, 20:43:02 »

Kaplumbağa Terbiyecisi 1906 Osman Hamdi Bey

“Kaplumbağa Terbiyecisi”, Osman Hamdi’nin en ilgi çeken ve özgün eserlerinden birisidir.
1906 tarihli eser, özellikle Lale Devri’ndeki Sadabad Eğlenceleri’nde geceleri bahçelerin
aydınlatılması için kaplumbağaların sırtlarına mumlar dikilerek serbest bırakıldıkları bilgisi
bir ipucu olabilir. Yani Osmanlı’nın devlet düzeninde “kaplumbağalar” da “kapıkulları”
arasında yer almışlardır.

Bu arada birkaç Osmanlı kurumunun (Sanay-i Nefise, Asar-ı Atika Müzesi, Duyun-u
Umumiye, vb.) en üst düzeyinde yönetici olan Hamdi Bey’in kendi iş yapma alışkanlığı/
tarzı ile astlarının yaklaşımlarına ilişkin bir allegori akla gelmektedir. Osman Hamdi’nin
kendisi olan “Terbiyeci” elinde neyi, boynunda maşası sırtında “keşkül-ü fıkarası”
(dervişane bir tevekkülü akla getirmektedir. Hafif öne eğilmiş olarak yapraklarını yiyen
üç kaplumbağaya nezaret etmektedir.

Arkada kalan iki kaplumbağa ise yemeğe yanaşmaya çalışmaktadır. Osman Hamdi
Bey’in mesai arkadaşlarına yönelik acımasız, ümitsiz bir hicvi olarak yorumlanabilir
bu resim. Önemli olan, alçaktaki tek ışık kaynağından gelen ışıkla aydınlanan resmin,
öğelerinin ilgiyi konuya odaklayan bir yalınlık ve kurgu ile her tür gereksiz ayrıntının
ayıklandığı çok başarılı bir başyapıt olmasıdır.

Uzun süre işadamı Erol Aksoy’un koleksiyonunda bulunan tablo Erol Aksoy’un varlıklarına
TMSF’nin el koymasıyla geçici süre devlete geçmiştir. Eser Aralık 2004′de açık arttırmaya
çıkarıldı. Türk resim sanatında bir esere verilen en yüksek fiyatla Suna Kıraç – İnanç Kıraç
Vakfı kuruluşu Pera Sanat Müzesi açık arttırmayı kazandı.

Tablo bugün Suna Kıraç – İnanç Kıraç Vakfı, Pera Sanat Müzesi’nde sergilenmektedir.
geçenLerde baya araştırmıştım Osman Hamdi Bey'i ve eserLerini..
sizLerLede payLaşmak istedim bi kaç tanesini Gülümseme
Logged

Yorgunella..
Gülünç bi dünyada kapana kısılmış, oldukça trajik bi figür..
Emektar
Aktif Üye
***
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 982


''Bir gün bir kafes kuş aramaya çıkar'' ~ F. Kafka


« Yanıtla #9 : 13 Şubat 2010, 20:44:52 »



Kahve Ocağı, 1879

Tuval / Yağlıboya
50 x 38 cm.

Leon Grünberg Koleksiyonu

Osman Hamdi Bey’in resimleri ikonografik açıdan çözümlendiğinde karşımıza çıkan ve artık bir sorun teşkil eden yegane nokta, onun Oryantalizm’i ve bu Oryantalizm’i farklı bir zemine oturtma, handiyse meşru kılma çabalarıdır. İşte Osman Hamdi Bey’in “Kahve Ocağı” adlı tablosu da bu bağlamda değerlendirildiği takdirde, bu çabaların en azından Osman Hamdi’nin her tablosu için geçerli olmadığı görülebilecektir.

“Kahve Ocağı”nda, kompozisyonun sol tarafında yer alan erkek figürü tek başına ele alındığında, Batılı Oryantalistlerin resimlerinden hiç de farkı olmayan, miskin, tembel ve kösnül bir Doğulu tip ile karşılaşıldığı ortada. İşte tam da burada Batı’da “zaman” ve Doğu’da “zaman” kavramının farkı ortaya çıkmakta. Bilindiği gibi, Oryantalizm açısından düşünüldüğünde, Batı’nın dinamik Doğu’nun ise statik bir zamana sahip olduğu belirtilir. Batı’da zaman, Aristoteles’te küre (sphaira), Platon’da doğru çizgi ve Hegel’de de çemberseldir (kreislauf). Eş deyişle, ister dönüşümlü ister ileri gidişli olsun Batı’da zaman süregiden bir şeydir; devinim halinde ve dinamiktir. Louis Massignon’un Doğu’nun zamanını nasıl tanımladığına bakacak olduğumuzda da, Massignon’un Doğu’da zamanı, geri dönüşlü ve kesintili bir birim olarak tanımladığını görürüz. Kuşkusuz Massignon’un söylemi de, Oryantalizm’in içinden bir söylemdir. Zira Batı’nın kavramsal zamanını Doğu’da tarihsel zaman karşılamaktadır ve Batı’nın niceliksel/ölçülebilir zamanının karşısında Doğu’da ölçülebilirlikten uzak, “bir sigara içimlik” zaman kavramı bulunmaktadır. O halde Osman Hamdi’nin “Kahve Ocağı’nda” da bu niceliksel zamanın dışında bir zaman boyutunun olduğunu söylemek mümkündür. Bunu görselleştiren ise, sedir üzerine uzanmış, “bir tütün içimlik” zamanı gözler önüne seren erkek figürüdür.

“Kahve Ocağı”nda eşine kahve sunan kadın figürüne gelince… O da tıpkı erkek figüründe olduğu gibi ve de Osman Hamdi Bey’in resimlerinde bir mesaj verme kaygısı güttüğü savı yalanlarcasına tam da Doğu’ya özgü ve Batılı Oryantalistlerin tuvallerinden aşina olduğumuz bükük boyunlu, “bey”ine hizmet etmeyi aslî görevi kabul eden bir tip çiziyor. Batılılaşma döneminde seçkin tabakaya mensup kadınların ev içinden dış dünyaya yöneldikleri, kendi kimliklerini bulma çabasına giriştikleri ve bu durumun resim sanatı yoluyla görselleştirildiği yolundaki savları da alaşağı ediyor kahve sunan kadın… Dolayısıyla Osman Hamdi Bey’in “Kahve Ocağı” tüm çabalara karşın, Edhem Eldem’in de vurguladığı gibi, Oryantalist damgası yemekten kaçamayacağı resimlerinden biridir. (Edhem Eldem, “Osman Hamdi Bey ve Oryantalizm”, Dipnot, S.2, Kış-Bahar 2004, s.51.) 
Logged

kayraa
Ziyaretçi
« Yanıtla #10 : 15 Şubat 2010, 21:51:51 »


saolun işime yaradı.bundanda 100 aldım.yuppi he he
Logged
mavişşşş
Ziyaretçi
« Yanıtla #11 : 18 Şubat 2010, 14:26:10 »

müzeleri var mı???
Logged
yaren
Ziyaretçi
« Yanıtla #12 : 22 Şubat 2010, 21:33:26 »

çok yardımcı oldu bunlar bana derslerimde çok sewinçliyim
Gülümseme Gülümseme Gülümseme GülümsemeKahkaha
Logged
Pınar
Ziyaretçi
« Yanıtla #13 : 23 Şubat 2010, 22:55:08 »

gerçekten işime çok yaradı bu araştırmayı buraya koyanlardan allah razı olsun.... Gülümseme Kahkaha Göz kırpan Göz kırpan Dil çıkaran
Logged
Yakup CERAN
Sevdirmeye gayret etme kendini sevilmeye terk et
Aktif Üye
****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 1018


Hayrından umutsuzum getirme bari şerrini


« Yanıtla #14 : 24 Şubat 2010, 09:57:03 »


yaw buradaki ziyaretçiler ne ayak ya gelen giden yorum yapıyor bunları admin onayına alalım abi sonra dengesiz bir yorum gelmesin..
Logged
кσηуαℓєє
αѕℓα вιяιηιη υмυ∂υηυ кıямα вєℓкι∂є тєк ѕαнιρ σℓ∂υğυ σ∂υя...
Yayın Editörü
Aktif Üye
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 2536



WWW
« Yanıtla #15 : 02 Nisan 2010, 21:09:18 »

Paylaşım İçin Teşekkürler ..
Maşallah Herkes İstifade Etmiş ..


Konuya Pata Küte Dalan Yakup Bey Kahkaha
Logged

Sayfa: [1]
Hayatname.com  |  Hayat Bilgisi  |  Genel Kültür  |  Araştırma Yazıları  |  İlk Türk Ressamı Osman Hamdi Bey'in Hayatı « önceki sonraki »
    Gitmek istediğiniz yer: